Etibank Özelleştirmesi Sadece Saka Olmalı


BOR MİNERALLERİ




Bor ve borlu yakıtlar, 1950'li yılların başında ABD Savunma Programında geleceğin yakıtı olarak adlandırılmış ve nükleer silahlanma dışında 2. önemli stratejik malzeme olarak nitelendirilmiştir.[1] 1958-1961 yılları arasında ABD ve NATO tarafından bor, stratejik bir maden olarak ilan edilmiş, pazarlaması kontrol altına alınmış ve COCOM olarak nitelendirilen tedbirler kapsamında Varşova Paktı ülkelerine ihracı yasaklanmıştır.[2] 1963 yılında bor NATO'nun stratejik maddeleri listesinden çıkarıldıysa da, ABD'nin bor alanındaki bazı stratejik çalışmaları gizlilik içinde yürüttüğü bilinmektedir.

Bor madeninin önemi, ülkeleri bu konuda çıkarlarını düşünmeye ve planlı davranmaya sevk etmektedir. Bor hakkında sürdürülen araştırmaların, bor bileşiklerinin yüksek teknolojili ürünlerdeki yeni kullanım alanlarını keşfetmesi, bu madeni gelecekte, petrol gibi üzerinde uluslararası mücadelelerinin yaşandığı bir ürün konumuna getirebilecektir.
Bor madeninin kullanım miktarındaki asıl önemli artış, bor'un yakıt taşıyıcısı olarak kullanılmasıyla sağlanabilecektir. Bir çok pil, akümülatör vs. enerji üretim aygıtında yakıt olarak kullanılan hidrojenin elde edilme, nakil ve depolama yöntemleri bu aygıtların verimliliğinin artırılması karşısındaki en önemli sorunlardır. Çünkü hidrojen çok düşük sıcaklıklarda sıvılaşmakta, (-252 santigrad derece), gaz halindeyken çok yer kaplamakta, patlayıcı bir gaz olması sebebiyle taşıma ve depolama işlemleri sırasında tehlike arz etmektedir. Bu sebeple, bor bileşiklerinin hidrojen taşıma kapasiteleri, bu bileşiklerin yakıt taşıyıcısı olarak yeni bir öneme kavuşabileceğine işaret etmektedir. ABD'ndeki Millenium Cell firmasınca prototip bir araba üzerinde denenen yöntemde, hidrojen ve su bazlı sodyum bor hidrid (NaBH4) bileşeni halinde depolanmaktadır. Yanıcı olmayan bu çözelti, bir katalizörle temasa geçtiğinde hidrojen vermektedir (aksi halde hidrojen üretilmemektedir). Hidrojen üretiminden sonra borohidrid yakıt bir bor çözeltisine dönüşmekte, bu çözelti bir tankta saklanıp tekrar borohidrid yakıta dönüştürülebilmektedir. Diğer bir deyişle bor, bu ve benzeri uygulamalarda yakıt değil, yakıt taşıyıcısı olarak görev yapmakta ve tekrar tekrar kullanılabilmektedir.[3] Sodyum bor hidritli otomobiller, normal otomobillerin yaptığı kilometrenin iki katına kadar çıkabilmektedir. Akaryakıtla çalışana göre daha güvenli olmakta, çevre kirliliği yaratmamaktadır.[4]

Bu teknolojilerin bor element ve bileşiklerine getireceği talep artışını şimdiden kestirmek güç olup, talep, teknolojilerin göstereceği başarıya, kullanımında ulaşılacak yaygınlığa bağlı bulunmaktadır.

Borun çıkarılması ve işletilmesinde dünya oligopolünü oluşturan az sayıdaki çok uluslu şirketler ( Rio Tinto Borax-US Borax (ABD, yıllık üretimi 560 bin ton)), Borax Argentina (Arjantin, yıllık üretimi 27 bin ton), JSC Bor (Rusya, yıllık üretimi 73 bin ton), NACC (ABD, yıllık üretimi 60 bin ton), Quiborax (Şili, yıllık üretimi 60 bin ton), Sucersal Argentine (Arjantin, yıllık üretimi 30 bin ton), SQM salar (Şili, yıllık üretimi 16 bin ton), İnca bor (Peru, yıllık üretimi 13 bin ton), Diğerleri (57 ton))dir. Çin yıllık 140 bin ton üretimini devlet organizasyonları eliyle yapmakta, Türkiye ise ABD'nden sonra dünyanın ikinci büyük bor üreticisi olarak yıllık 475.000 ton üretimi yine devlet eliyle gerçekleştirmektedir.[5]

Avrupa ve Amerikalı büyük üreticilerin Türkiye'deki bor yataklarına daha Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde başlayan ilgileri bor madenleri 1978 yılında kamulaştırıldıktan sonra da azalmadan sürmüştür. Bor madenlerinin özelleştirilmesi 1999'da IMF ile yapılan stand by anlaşmasının taahhütleri arasında da yer almıştır.
Bor madenleri 1978 yılında devletleştirilmeden önce Türkiye'de de bor madenciliği ile uğraşan Avrupa'lı ve Amerika'lı firmaların, çıkardıkları borun ham halde ihracını tercih ettiği, bu firmaların boru Türkiye'de işleyecek entegre tesisler vs kurmadıkları, Türkiye'ye bor konusunda her hangi bir teknoloji transferinde bulunmadıkları, bor rezervlerinin miktarını küçük, madenin değerini düşük göstermeye çalıştıkları tespit edilmiştir. Bunun da büyük ölçüde borun stratejik öneminden ve dünya çapındaki bor üreticisi firmaların Türkiye'deki bor yataklarına olan ilgilerinden kaynaklandığı açıktır.

Bu konuda İngiltere kaynaklı olup, daha sonra Rio Tinto Zinc'in bir alt kuruluşu haline gelen Borax Consolidated Ltd.'nin Türkiye bor sahaları üzerindeki faaliyetleri dikkat çekicidir. TMMOB bor raporuna göre[6] daha önce Desmond Abel Smith'in elinde bulunan Sultançayırı ve yeni bor sahaları 27 Ekim 1950 tarihinde 3/12002 sayılı kararname ile Borax Consolidated Ltd'e devredilmiştir. Şirket o dönemde dünya tekeli niteliğindedir. Şirket daha sonra, Türkiye'deki bazı yasalardan daha fazla yararlanmak için 25 Kasım 1955 tarihinde isim değiştirmiş, adının başına Türk kelimesi koyarak, sermayesinin %94'ü merkezi İngiltere'de bulunan Borax Consolidated Ltd. şirketine, %2'si Türk ortaklara, %4'ü de İngiliz ortaklara ait olmak üzere, "Türk Boraks Madencilik A.Ş." adını almış, 6 Ocak 1956 tarihinde Sultançayır Bor maden imtiyazını bu şirket üzerine tescil ettirmiştir. Bu tarihten sonra da şirket, Türkiye'de ciddi bir arama faaliyetinde bulunmamış, bulduğu bazı rezervlerin de miktarlarını düşük göstermiştir. Şirket, Kırka'nın Sarıcakaya bölgesinde yaptığı sondajlar sonucu tespit ettiği rezervi 10 milyon ton olarak beyan etmiş, 45 yıllık imtiyaz talep etmiştir. Şüpheler üzerine aynı bölgede MTA'nın yaptığı araştırmalarda rezervin 400 milyon ton olduğu, sonraki çalışmalar sonucunda ise Kırka bor sahasının 1 milyar ton rezervli, dünyanın en büyük ve en zengin yatakları olduğu ortaya çıkmıştır.

1958-1961 yılları arasında NATO'nun bor'u stratejik hammadde ilan etmesinin ardından Türkiye'de bor sahalarının millileştirilmesi tartışmaları gündeme gelmiş, Borax Consolidated Ltd. hazırladığı raporda aşağıdaki görüşlere vurgu yapmıştır. Şirkete göre 1963 yılı itibariyle;
- Türkiye'de bor mineralleri tükenmiştir.
- Türkiye'nin en çok 20 bin ton satış şansı vardır.
- Türkiye'de ancak 3 firma 60 bin ton üretim yapabilir.
- Türkiye Avrupa piyasasına yalnız borik asit üretimi için bor cevheri verebilir.
Avrupa piyasasının borik asit üretimi 45 bin ton cevhere karşılık gelen 30 bin ton bor cevheri ile sabittir.
- Türkiye ancak zararına bor endüstrisi kurabilir, 3 bin tonluk rafineri ancak sübvansiyonla yaşar.
- Türkiye'nin bor rezervlerine Borax Consolidated Ltd. ortak edilirse bor endüstrisi kurulacaktır.
- Avrupa endüstrisinde Türk cevheri kullananlar, fiyat rekabeti ile Amerikan cevherine dönerlerse, Türkiye bu sahayı kaybeder.
- Türkiye Amerikan rekabetini üstüne çekmemelidir.
- Amerikan bor cevherleri sodyumludur, Türk bor cevherleri kalsiyumludur, bu da Türkiye'nin rekabet imkanını ortadan kaldırır.
Şirketin kehanetlerinin (!) hepsinin yanlış çıkmış olması ilgi çekicidir.

Etibank bor piyasasına 1960-68 yılları arasında girmiş ve bu dönemde yabancı firmalarla kıyasıya bir fiyat belirleme savaşı yaşanmıştır. Ticaret ve Enerji Bakanlığı 1974 yılında, bu rekabet sonucunda tonu 30 $'a kadar düşen bor cevherinin fiyatını taban fiyat uygulayarak 70 $/ton'a yükseltmiştir. Ton fiyatı daha sonra 90 $'a kadar yükselmiş, ancak, bu fiyatla bile bor, o dönemde dünya piyasalarında 120 $/ton olan değerinin çok altında kalmıştır. Bu sebeple bor madeninin 1978 yılında devletleştirilmesindeki en önemli amaçlardan biri madenin dünya piyasasındaki gerçek değerinden satılarak yurt dışına kaynak transferi yapılmasının önüne geçmek olmuştur.[7]

Devletleştirmenin faydaları kısa sürede görülmeye başlamış, Türkiye'nin Dünya Bor üretiminde (B2O3 bazında) 1970 yılında % 16 olan payı; 1980 yılında % 26, 2001 yılında %33.4’e yükselmiştir. 1978 yılında 83,4 milyon $ olan Bor gelirleri 2000 yılında 208 milyon $’a ulaşmış, Dünyanın en kaliteli kolemanitleri olan Emet, Bigadiç Kestelek kolemanitleri 1978 yılı öncesi 40-60 $/Ton fiyatla satılırken 290-295 $/Ton fiyatla satılabilir hale gelmiştir.[8] Bugün, Eti Holding'in ürün portföyündeki ham bor ürünleri için ortalama brüt kar marjı %50 civarında olup, bazı bor ürünlerinde brüt kar marjı %500'ü aşmaktadır.[9]
TMMOB bor raporunda belirtildiği üzere, devletleştirme sonrası bulunan rezerv, daha öncesinde özel sektörce ilan edilen rakamın 115 katı kadar artmıştır. 1978 yılına kadar Türkiye'nin bor cevheri pazarlamasında kaba yıkama dışında hiçbir işlem yapılmamış, satılan bor cevherleri Avrupa ve ABD'nde işlenerek rafine ürünler çok daha pahalıya Türkiye'ye ithal edilmiştir. Eti Holding, rafine ürün üretimi çalışmalarına 1978'den sonra başlamış olmasına ve rakibi US Borax'ın 140 yıldan fazla bir süredir pazarda teknik üstünlüğe ve geniş dağıtım ağlarına sahip olmasına rağmen, Avrupa pazarının %51'ini, dünya pazarının %36'sını almayı başarmıştır. Bugün, konularında oldukça deneyimli elemanlar yetişmiş, özgün teknoloji geliştirme konumuna gelinmiştir. Edinilen bilgi birikimi doğrultusunda yatırımlar gerçekleştirilmekte, Eti Holding hedeflenen üretim ve satış miktarlarına ulaşmaktadır.

Devletleştirmeden sonra da yabancı şirketlerin Türkiye bor madenciliğine ilgisi sürmüştür. 1986 yılında dönemin Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından, "global ekonomiye, yeni dünya düzenine entegrasyonu sağlamak üzere kamu kuruluşlarının nasıl özelleştirilmesi gerektiğinin araştırılması J.P. Morgan Bank'a ihale edilmiş, Morgan Bank'ın hazırladığı "Özelleştirme Ana Planı"nda:"Etibank'ın bir holding şirket olacak şekilde reorganize edilmesi ve karlı müesseselerdeki (bor, krom) öz kaynakların satılması" önerilmiştir.[10]

2001 yılı Ocak ayında Türkiye'ye ani bir ziyarette bulunan ABD Hazine Bakan Yardımcısı John Taylor dünya bor piyasasına hakim olan Dodge&Cox ve Rio Tinto Holding'in eski yönetim kurulu üyesidir ve ilk ziyaretini dönemin özelleştirmeden sorumlu Devlet Bakanına yapmıştır. Rio Tinto'nun 1978 yılından (bor madenleri devletleştirilmeden) önce Türk Borax adlı firma aracılığıyla Türkiye'deki bor madenlerinin %80'ini işlettiği, şu anda Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı bankaların bazılarında hisselerinin bulunduğu göz önünde bulundurulmalıdır.[11]Dünya bor üretimi %100 B2O3 bazında 1,5 milyon ton civarındadır. Bu üretimin %42'si ABD sermayeli US Borax (ya da diğer adıyla Rio Tinto), %33,4'ü Eti Holding A.Ş. tarafından gerçekleştirilmektedir. Değer olarak ise dünyada yaklaşık yıllık 1,2 milyar ABD doları kadar B2O3 pazarı bulunmaktadır. Eti Holding bu pazarın parasal olarak %20-23'üne, US Borax ise %65-70'ine sahiptir. Bor gibi 21. Yüzyılın petrolü olarak adlandırılan bir madenin en büyük rezerv kaynağı olan Türkiye'nin, bor ihracatından yılda yalnızca 102 milyon dolar, bor ürünleri ihracatından ise 106 milyon dolar kazanıyor olması, önemli bir kapasitenin israf edildiğine işaret etmektedir.

Türkiye bor madenini tam rafine işlenmiş olarak değil, ham veya yarı rafine halde satmasından dolayı çok önemli döviz kazandırıcı fırsatları kaçırmaktadır. Çınkı (2001) bunun çeşitli örnekleri verilmektedir. "Örneğin, ortalama FOB Bandırma 200 dolar/ton dan sattığımız %42 B2O3 tenörlü kolemanit cevherini (Türkiye bu cevherde dünyanın tek üreticisi ve ihracatçısı konumundadır) alan bir ihracatçı firma söz konusu ürünü öğüttükten sonra 600-650$/ton fiyatla nihai kullanıcıya satmaktadır.[13]

DPT-VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kimya Sanayi Hammaddeleri Raporunda, Türkiye'den ithal edilen kolemanit ve uleksit madenlerinin ABD'deki en önemli alıcısı Owens Corning Fiberglass Co.'nun bir yan şirketi olan American Borat Co'nin Death Valley National Monument'de bulunan Billie yer altı işletmesinin, Türkiye'den ithal edilen uleksitin ucuza gelmesi nedeniyle 1986 yılı sonlarına doğru üretimi durdurduğunu belirtmektedir.
Endüstriyel anlamda ilk boraks madenciliği 1852'de Şili'de başlamıştır. "Nevada, California, Caliko Mountain ve Kramer yöresindeki yatakların bulunarak işletilmeye alınmasıyla ABD Dünya bor gereksinimini karşılayan birinci ülke haline gelmiştir. Türkiye' de ilk işletmenin, 1861 yılında çıkartılan "Maadin Nizamnamesi" uyarınca 1865 yılında bir Fransız şirketine İşletme imtiyazı verilmesiyle, başladığı bilinmektedir."[20]

Bu tarihten itibaren, özellikle Cumhuriyet öncesi dönemlerde verilen taviz ve ayrıcalıklarla bor madenleri büyük ölçüde yabancı şirketlerin eline kalmıştır.

32 1960'lı yıllardan itibaren ise sektörde bazı dağınık ve küçük ölçekli Türk firmaları da boy göstermiş, ancak, küçük ölçekli firmaların dünya çapındaki oligopol piyasasının büyük aktörleriyle başa çıkamadığı, birbirleriyle rekabete girerek bor'un dış satım fiyatını düşürdükleri gözlemlendiğinden, bu önemli üründen ülkemizin en fazla faydayı sağlayabilmesi için üretim, işletme ve pazarlamanın tek elden yürütülmesi ihtiyacı doğmuş, 1978 yılında çıkarılan 2172 sayılı yasa ile bor'la ilgili tüm faaliyetler tamamen devlet adına üretilmek, işletilmek ve pazarlanmak üzere Etibank A.Ş.'nin tasarrufuna verilmiş, "Devlete ait bor ruhsat sahalarının hiçbir hakkı, gerçek ve tüzel kişilere devretme yetkisi verilmez kaydı" getirilmiştir. [21]

"2172 Sayılı yasa ile beklentilerin aksine, bor madenlerinin devletçe işletilerek pazarlanmasının ülke yararına olumlu sonuçlar verdiği, ..... kabul edilmiş, hazırlanan 2840 Sayılı Yasa, 4 Nisan 1983 tarihinde Danışma Meclisi'nde kabul edilerek, 12 Nisan 1983 tarihinde Milli Güvenlik Konseyi'nin onayı ile yürürlüğe girmiştir. Böylece halen yürürlükte olan bu yasa ile bor sahalarının kamu tarafından işletilmesi ve tek elden yönetilmesi bir kez daha yasal güvence altına alınmıştır. Bu yasanın yürürlüğe girmesinden 6 ay sonra 2172 Sayılı yasa yürürlülükten kaldırılmıştır. 15 Haziran 1985 tarihinde kabul edilerek yayınlanan 3213 Sayılı Maden Kanununun 49. maddesinde ise “2840 Sayılı Maden Kanunu Hükümleri saklıdır. Ancak, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra bulunacak bor, trona ve asfaltit madenlerinin aranması ve işletilmesi bu yasa hükümlerine tabidir. Bunların ihracatına ait usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca tespit edilir” hükmü getirilmiştir"[22].
16 Şubat 1994 tarihinde yürürlüğe giren 3971 Sayılı Yasa ile 2840 Sayılı Yasa’nın ikinci maddesi değiştirilerek, “Bor tuzları ile uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesi Devlet eliyle yapılır.” hükmü getirilmiş, trona ve asfaltit madenlerinin özel sektör tarafından aranması ve işletilmesine olanak sağlanmış, fakat bor tuzları yine devlet tekelinde bırakılmıştır."[23]

33 Etibank 'ın özelleştirmesi planı gereğince, önce 1993 yılında Etibank bünyesindeki bankacılık bölümü Etibank Bankacılık Anonim Ortaklığı adıyla bağımsız bir bölüm halinde Özelleştirme İdaresinde devredilmiştir. Aynı yıl, Karadeniz Bakır İşletmeleri A.Ş., Çinkur A.Ş. de özelleştirilmek üzere Özelleştirme İdaresinde devredilmiştir. Kalan Etibank Madencilik Genel Müdürlüğü ise 4 Şubat 1998 tarih ve 23248 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 26 Ocak 1998 tarihli Bakanlar kurulunun 98/10552 sayılı kararı ile Eti Holding A.Ş. unvanı ile yeniden yapılandırılmıştır. Yapılan yapısal değişiklikler sonucu; Eti Holding A.Ş., 7 bağlı ortaklık (Eti Bor A.Ş., Eti Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş., Eti Alüminyum A.Ş., Eti Gümüş A.Ş., Eti Bakır A.Ş., Eti Krom A.Ş., Eti Elektrometalurji A.Ş.), 12 işletme ve Maden Müdürlüğü ile 3 iştirakten oluşmuştur. 5 adet Bor İşletmesi ise Bandırma'daki Eti Bor A.Ş.'ye bağlanmıştır.[24]

"(Özelleştirme işlemine) gelen tepkiler üzerine, Bakanlar Kurulu Kararıyla Etibank Genel Müdürlüğünün "Eti Holding A.Ş." olarak bu şekilde yeniden yapılanmasının 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında kanun Hükmünde Kararnamesinin 3. Maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı hususu ile, bor cevheri aramak, işletmek, zenginleştirmek, ve bor bileşikleri üretmek üzere adı geçen teşebbüse bağlı olarak kurulan Eti Bor A.Ş.'nin sermayesinde bulunan özel şahıs hisseleri nedeni ile bor tuzu sahalarının bu şirketçe işletilmesinin 2840 sayılı Kanuna uygun olup olmadığı hususlarında Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının talebi üzerine Başbakanlıkça Danıştay'dan istişari görüş isteminde bulunulmuştur.

Ge®eklige®eksiz, Benim Hala Umudum Var...

Hiç yorum yok: