2007 ve Türkiye

2007 yılı bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, iyisiyle ve kötüsüyle bitmek üzere.

İyi mi, kötü mü? Kişiden kişiye değişiyor.
Türkiye’nin 2007 yılını ve öncesini düşündüğümde, 29 Ekim 1923 ve günümüz 2007’sidir.

1923’ten 2007’ye gelene kadar geçen seksendört yıla baktığımda, ekonomik olarak dışa bağımlı olan ve kişi başına düşün gelirin az olduğu bir ülkeyi görmekteyim. Türkiye bir çok ülkeden daha iyi şartlara sahiptir ama bu şartların çok daha iyi olmasını sağlamak gerekmektedir. 2007 yılında daha iyi koşullara sahip bir Türkiye’nin olmasını istemenin hakkımız olduğunu düşünüyorum.

Bugüne kadar bir çok hükümet kuruldu. Hükümetler geldi ve değişti. 59. hükümet günümüz Türkiye’sini yönetmektedir. Bugüne gelene kadar her hükümet iyi şeyler yapmaya çalışmıştır. Ayrıca kişiler tarafından farklılık gösteren bir durumdur, yapılanların doğruluğu ve yanlışlığı.

İyisiyle, kötüsüyle 2007 Türkiye’sindeyiz...

Cumhuriyet ile birlikte kentleşme başlamıştır. 1923 yılında Türkiye’de %85 oranında köyde yaşayan insan vardı. Köyden kente geçiş döneminde yani kentleşmenin başlamasıyla, bilgilenme ve bilinçlenme sürecinin başlamasına neden olmuştur. ‘’Köylü milletin efendisidir’’ sözüyle Mustafa Kemal Atatürk, günün Türkiye’sini tanımlamıştır

Yüzde seksenbeşlik orandan yüzde ellilere düşen köy yaşantısı, kentleşme açısından dikkat çekicidir. Bu geçiş sürecinde insanlar ne kadar değişti, ne kadar gelişti, ne kadar bilgilendi ve bilinçlendi soruları günümüzün durumunu açıklayabilir. Kentleşmenin başlamasıyla insanlar yeni şeylerle tanışmaya başlamış ve alışmışlardır. Örneğin elektiriğin bütün köylerimize ulaşması çok uzak bir zamana denk gelmiyor. Köylümüzün bu gelişmere uyumu ve ilerleyen teknolijiye bakışı çok önemlidir. Bununla paralel olarak kent yaşamında da insanlarımızın kentsel yaşamda davranış ve yaşam biçimleri Türkiyenin profilinin oluşmasına neden olduğunu düşünüyorum.

Kentleşme açısından diğer önemli olay, bu geçiş sürecinin çok uzak olmamasıdır. Örneğin çoğumuzun dedesi köylüdür ve bir çoğumuzun babası. Köylü olmak güzeldir. Her kesimin bilinçli olması, devletin bulunduğu durumu özetlediğini düşünüyorum.

İnsanlar kendileri için iyi olanları seçerler. Bilgi ve gelişimdeki, seçimler ve gelişmeler, toplumların oluşumunu tamamlamaya çalırşırken, bulundukları mevcut durumu gösterdiğini düşünüyorum. Gençlik olarak, bilgili ve bilinçli olmamız gerektiğini düşünüyorum.
Bireysel gelişimimizi tam anlamıyla gerçekleştirmemiz, ileride bulunucağımız Türkiye’yi göstereceğini düşünüyorum.

gerekligereksiz geçmişten, geleceğe...

Oğuz Aral




Aklımdan mizah ve karikatür hakkında yazı yazmak geçerken, Oğuz Aral'lı anmak istedim.
Gırgır mizah dergisinin kurucusu ve yöneticisi olan Aral, daha sonra Avni dergisini çıkardı. Aral, Gırgır dergisinin tirajını 500 bin adedin üzerine çıkararak, dünya'nın üçüncü büyük güldürü dergisi durumuna getirmiştir.

Günümüzün ünlü mizahçılarının çoğu gırgır dergisinde yetişti. Bunların arasında İsmet Çelik, Nuri Kurtcebe, Engin Ergönültaş, İlban Ertem, İrfan Sayar, Necdet Şen, Suat Gönülay, Gürcan Özkan, Cevat Özer, Atilla Atalay, Latif Demirci, Sarkis Paçacı, Hasan Kaçan, Bülent Morgök,Galip Tekin,Mehmet Çağçağ, Metin Üstündağ, Can Barslan, Uğur Durak, Behiç Pek, Cihan Demirci, Mehmet Polat, Mim Uykusuz, Özden Öğrük, Ramize Erer, Gani Müjde, Tuncay Akgün, Birol Bayram, İlhan Özsoy, Bülent Arabacıoğlu sayılabilir.
Geçim derdini,
can sıkıntısını,
karı - koca kavgasını,
şipşak keser.
Her derde devadır...
GIRGIR da GIRGIR
GIRGIRINIZ BOL OLSUN.
Türkiye'nin mizah ve karikatür doğayenini saygıyla anıyorum...


gerekligereksiz Mizah ve Karikatür...

Altın Pusula - The Golden Compass



Philip Pullman’ın birçok edebiyat ödülü alan ve tüm dünyada çok satanlar listelerine giren fantastik serisinden uyarlanan filmin yapımcılığını “Yüzüklerin Efendisi” serisinin yapımcısı New Line Cinema Şirketi üstlendi.

Daha önce “About A Boy” filmi ile Oscar’a aday olan Chris Weitz’in yönettiği filmde, Nicole Kidman, Daniel Craig, Eva Green ve Sam Elliot rol aldı.

Filmin küçük kahramanı “Lyra” rolünde ise 10 bin kişi arasından seçilen 12 yaşındaki Dakota Blue Richards oynadı.

260 milyon dolarlık bütçesiyle sinema tarihinin en pahalı yapımı olan filmin müziklerini, “The Queen”, “Painted Veil” ve “Syriana” gibi filmlerin müziklerinin bestecisi Alexandre Desplat yaptı.