Oscar Tahminleri

Bu gece Oscar'lar sahibini buluyor.

GerekliGereksiz Oscar tahmileri:

En İyi Film: Babel
En İyi Yönetmen: Martin Scorsese
En İyi Erkek oyuncu: Forest Whitaker
En İyi Kadın oyuncu: Hellen Mirren
En İyi Yardımcı erkek oyuncu: Alan Arkin
En İyi Yardımcı kadın oyuncu: Adriana Barraza
En İyi Senaryo: Babel
En İyi Uyarlama senaryo: The Departed
En İyi Animasyon: Arabalar (Neşeli Ayaklar daha iyi...)
En İyi Sanat yönetmeni: Prestij
En İyi Görüntüü yönetmeni: Prestij-Wally Pfister
En İyi Görsel efekt: Superman Dönüyor
En İyi Kostüm tasarımı: Şeytan Marka Giyer
En İyi Belgesel: Uygunsuz Gerçek
En İyi Kurgu: Babel
En İyi Ses miksajı: Kanlı Elmas
En İyi Ses Kurgusu: Karayip Korsanları
En İyi Müzik: Babel-Gustavo Santaolalla
En İyi Şarkı: I Need to Wake Up - Uygunsuz Gerçek
En İyi Makyaj: Apocalypto

gerekligereksiz tahminler...

Tehlikenin farkında mısınız?


Haber Türk ve Kanaltürk dışındaki tüm kanallar korktuklarından olsa gerek (sonuçta iktidardakilerin kim oldukları belli) bu filmleri yayınlamıyormuş. Mümkün olduğunca bu filmleri tanıdıklarınıza mail atın. Bu korkaklığa bir tepki alarak.
Elmaaltshift'ten alınmıştır.

gerekligereksiz tepki...

Barda



Nail, Nil, TGG, Aynur, Aliş, Sevgi, Pelin ve Cenk, yaşları 18 ile 25 arasında değişen genç bir arkadaş grubudur. Günlük hayatın akışı içinde huzurlu ve neşeli bir hayat sürmektedir. Her birinin kendilerine ait sıkıntıları ve çözmek zorunda olduğu problemler olsa da gençliğin getirdiği umutla hayata sımsıkı bağlıdırlar. Kimi evlilik, kimi mezuniyet, kimi düzenli bir hayata adım atma hayalleri içinde olan bu gençler, birden bire hayatlarının tam ortasına giren nedensiz şiddetle büyük bir yıkım yaşarlar.

Bir gece yarısı, arkadaşlarının işlettiği barda son biralarını içip eve dönecekken içeri giren beş kişilik bir grup tarafından silahla alıkonulurlar. Elleri, ayakları, ağızları bağlanan gençler sabaha kadar dayak, işkence ve tecavüze maruz kalırlar. Kendilerini alıkoyan grubun görünürde hiçbir amacı yoktur. Yaşları 20 ile 45 arasında değişen bu grup, hayatlarında eksik kalan her şeyin hesabını hiç tanımadıkları bu gençlerden çıkartırlar.

Serdar Akar Barda filmi ile Türkiye de bastırılmış şiddet duygusunu yansıtmaya çalışmış. Gösterimde ki bir çok filmden sıyrılan Barda filmi izlenmeye değer filmler arasında...

Barda filminin müziğini üçnoktabir ''Dediler ki...'' parçası ile eşlik ediyor...


gerekligereksiz tavsiye...

Heroes


Mart ayında cnbc-e'de gösterime giricek Heroes beğımlısı olacağım bir dizi.
Yeni bağımlılığımı sabırsızlıkla bekliyorum. İnsan hayatın da bağımlılıklar her zaman vardır. Yeni bağımlılığımız Heroes...
Kaçırmamak lazım...

gerekligereksiz Heroes...

Mehmet Okur - All-Star

Bu seneki NBA All-Star alışılmışın dışında...
Her sene kaçırmadığım All-Star maçlarını bu sene de kaçırmaya hiç niyetim yok. Mehmet Okur 'un seçilmesiylede ayrı bir önem kazandı All-Star. Basketbol tarihimizin dönüm noktası diyebilirim. Dünyanın en iyi basketbolcularının gösteri niteliğindeki maçta Mehmet okur'u da izlemek ayrı bir keyif olsa gerek. Bu gece 03:30 oynanacak maçı kaçırmamanızı öneririm. Ben 03:30'da hayat ile bağlantımı kesmeyi düşünüyorum. Batı konferansında yer alan Mehmet Okur yedek başlayacak. NBA'de bu sene adından çok söz ettiren Memo, büyük bir başarıya imza attı. Bence gecenin NVP(En değerli oyuncu)'si Mehmet Okur...

gerekligereksiz All-Star...

Takva


Katıldığı Festivallereden ödülsüz dönmeyen Takva, 57. Berlin Film Festivalinden de ödül aldı. Festivalin 'Panaroma' bölümünde gösterilen, Özer Kızıl Tan'ın yönettiği film Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği FIBRESCI ödülünü kazandı. Takva daha önce, Toronto, Antalya, Gezici Film Festivali'ne katıldı ve bir çok ödül kazandı.

gerekligereksiz Türk Sinaması...

Abraham LİNCOLN

Abraham LİNCOLN oğlunun öğretmenine yazdığı mektup çok hoşuma gitti. Zamanın da gerçekten de çok doğru tespitlerde bulunmuş.
Bu mektubu ebesobe 'de okudum.

''OĞLUMUN ÖĞRETMENİNE!...*
Abraham LİNCOLN

Öğrenmesi gerekli, bilmiyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını...

Fakat şunu da öğret ona; her alçağa karşılık bir kahraman, her bencil politikacıya karşılık kendini adamış bir lider vardır. Her düşmana karşılık bir dost olduğunu öğret ona.

Zaman alçak biliyorum. Fakat eğer öğretebilirsen ona, kazanılan bir doların bulunan beşinden daha değerli olduğunu öğret.

Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu.

Eğer yapabilirsen, sesiz kahkahaların gizemini öğret ona. Bırak erken öğrensin zorbaların görünüşte galip olduklarını.

Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona sessiz zamanlarda tanır.

Gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği…

Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu öğret ona. Kendi fikirlerini inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.

Nazik insanlara nazik, sert olanlara karşı da sert olmasını öğret ona. Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma…

Tüm insanları dinlemesini öğret ona. Fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret.

Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.

Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.

Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.

Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona. Ve eğer kendinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret.

Ona nazik davran, fakat onu kucaklama. Çünkü ancak ateş çeliği saflaştırır. Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun. Bırak cesur olacak sabrı olsun.

Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır.

Bu büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsen bir bak bakalım. O, ne kadar iyi, küçük bir insan: Oğlum.''

gerekligereksiz mektup...

!f İstanbul 2007


"!F İstanbul" 16 Şubat'ta başlıyor!

Kollektif Prodüksiyon ile AFM sinemalarının düzenlediği "!f İstanbul 5. AFM Uluslararası Bağımsız Film Festivali", Yapı Kredi Üniversite Bankacılığı'nın ana sponsorluğunda 16 Şubat'ta başlayacak.

Festivalin tanıtımı amacıyla Beyoğlu AFM Sineması'nda düzenlenen basın toplantısında konuşan AFM Sinemaları Genel Müdürü Bülent Erdoğan, festivalin bu yıl ilk kez İstanbul dışına çıkacağını belirtti. Erdoğan, İstanbul'un ardından !f İstanbul'un Ankara'da gerçekleştirileceğini vurgulayarak, AFM sinemalarının sayısının artmasıyla gelecek yıllarda başka kentlere de festivali taşımayı hedeflediklerini söyledi.

Festivalin bir ilkinin de bu yıl ilk kez geçmiş yıllara oranla en fazla sayıda filmin programda yer alması olduğunu dile getiren Erdoğan, toplam 50 filmin gösterileceği !f İstanbul'un indirimli biletlerinin 8-12 Şubat arasında satılacağını, biletlerin tam 11, indirimli 9 YTL olarak belirlendiğini bildirdi.

Festivalde bu yıl yeni Amerikan hareketinin genç ve öncü yönetmenlerinden cesur filmler, Toronto ve Sundance festivallerine katılmış ödüllü ve ödülsüz ilgi çekici yapımlar yer alacak.

Festivalin, "Hit Filmler", "Nöbetçi Sinema", "Gökkuşağı" gibi klasik bölümlerinin yanı sıra "sisteme dahil olmak istemeyenlerin" hikayelerini anlatan "İçeridekiler-Dışarıdakiler", müzik, dans gibi sanat dallarıyla uğraşan sanatçıların özel hikayelerinin yer aldığı "Express Yourself" ve festivali geçen yıllarda takip eden meraklılarının seveceği tür filmlerden oluşan "!f Kolik Özel" bölümleri de yer alacak.

Festival koordinatörlerinin "matrixvari havasıyla kült film olmaya aday" gösterdikleri "Fırtına", Japonya'dan animasyon sineması örneği "Katakuli", dünyanın en büyük şirket skandallarından kabul edilen Enron şirketini anlatan "Enron", yönetmeni Ahmed İmamoviç'in çekimleri sırasında ölüm tehditleri aldığı ve Bosnalı bir Müslüman ile bir Sırp iki erkeğin aşkını anlatan "Batıya Git" ve 80'li yılların ünlü pop yıldızı George Michael'in kendisini anlattığı belgesel, festivalin ilgi çekici yapımları arasında yer alıyor.

!f İstanbul, İstanbul'un ardından, 3-5 Mart 2006 tarihlerinde Ankara'da AFM Migros Sinemaları'nda düzenlenecek.

Filmler ve seanslarıyla ilgili ayrıntılı bilgileri burdan öğrenebilirsiniz.

gerekligereksiz festival...

Singing in the Rain







gerekligereksiz nostalji...

Haluk Cecan

Dünya çapında çektiği sualtı belgesel filmlerle adından söz ettiren ve Türkiye'nin kaptan Cousteau'su olarak tanınan Haluk Cecan (61), İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Yaklaşık 2 yıldır akciğer zarı kanseri tedavisi gören Haluk Cecan son 20 gündür hastanedeydi. 1958'de fotoğraf ve 8 milimetre film çalışmalarına başlayan Cecan, ilk su altı film çalışmasını 1964'te yaptı. Cecan Türkiye'de ve uluslararası festivallerde çok sayıda ödül aldı.

Belgeselleri:

1982 ADA
1988 SEYİR GÜNLÜĞÜ
1990 MAVİ DERİNLİĞİN DİŞLERİ
1991 SESSİZ DÜNYADA GEZİNTİLER
1992 TENTEN VE DENİZLER HAKİMİ
1994 MAVİNİN DOSTLUĞU
1996 DİNAZOR
1998 OLMAK, OLMAMAK
1998 MAVİ GÜNEY'DEN YEŞİL ADA'YA
1999 CALYPSO'DA KALAN HATIRALAR
2000 MAHŞERİN ATLILARI
2004 ROTA

Ödüller:

1982 - Ada Filmi - İfsak Film Yarışması Jüri Özel Ödülü
1988 - Seyir Günlüğü - O.D.T.Ü Sualtı Film Yarışması Ödülü
1989 - Seyir Günlüğü - O.D.T.Ü Sualtı Film Yarışması Ödülü
1990 - Seyir Günlüğü - O.D.T.Ü Sualtı Film Yarışması Ödülü
1990 - Mavi Derinliğin Dişleri - Fransa Dünya Sualtı Film Festivali Dünya İkincilik Ödülü
1992 - Tenten ve Denizler Hakimi - Fransa Dünya Sualtı Film Festivali Insolid Ödülü
1992 - Sessiz Dünyada Gezintiler - Hürriyet Gazetesi 1992 Altın Kelebek En iyi Belgesel Ödülü
1992 - Sessiz Dünyada Gezintiler - Fransa Doğa Filmleri Festivali İkincilik Ödülü
1992 - Sessiz Dünyada Gezintiler - Sedat Simavi Belgesel Ödülü
1993 - Sessiz Dünyada Gezintiler - Cengiz Polatkan Belgesel Ödülü
1993 - Mavi Derinliğin Dişleri ve Tenten ve Denizler Hakimi - Fransa Dünya Film Festivali / Dünyanın en iyi 20 Yönetmenine verilen Prima Clup Ödülü
1995 - Mavinin Dostluğu - Çek Cumhuriyeti Uluslararası P.A.F Film Festivali Dördüncülük ödülü
1995 - Mavi Derinliğin Sırları - Altın Kelebek en iyi belgesel ödülü
1996 - Tenten ve Denizler Hakimi - Çek Cumhuriyeti 18. Dünya Sualtı Filmleri Festivali Üçüncülük Ödülü
1996 - Dinazor - Fransa 23. Dünya Sualtı Filmleri Festivali Dımıtrı Rabikoff Ödülü
1997 - Tenten ve Denizler Hakimi - Fransa Strasbourg Uluslararası Sualtı Film Festivali Üçüncülük Ödülü
1997 - Mavinin Dostluğu - Uluslararası Ankara Film Festivali Belgesel Film İkincilik Ödülü
1997 - Dinazor - İspanya Ciclo Uluslararası Sualtı Film Festivali Jüri Özel Ödülü
1997 - Dinazor - Çek Cumhuriyeti Tachov Uluslararası Sualtı Film Festivali Jüri Özel Ödülü
1997 - Dinazor - Tunus Tabarka Uluslararası Film Festivali Birincilik Ödülü / Grand Prix
1997 - Dinazor - 4. Slovakya Tatras Uluslararası Film Festivali Jüri Özel Ödülü
1997 - Dinazor - 4. Slovakya Tatras Uluslararası Film Festivali Bronz Denizatı Ödülü
1997 - Dinazor - 4. Slovakya Tatras Uluslararası Film Festivali Tatras Ödülü
1998 - Olmak, Olmamak - Slovakya Tatras Uluslararası Film Festivali Jüri Özel Ödülü
1998 - Dinazor ve Tenten ve Denizler Hakimi / Çevre Ödülü
2000 - Mavi Güneyden Yeşil Adaya - Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başarı Ödülü
2000 - Mahşerin Atlıları - 3, 4, 5 Mart Fransa Uluslararası Strasburg Sualtı Filmleri Festivali Üçüncülük / Bronz Balina
2000 - Mahşerin Atlıları - 8-12 Mart Fransa Uluslararası Berre Sualtı Filmleri Festivali Letrange Ödülü
2000 - Mahşerin Atlıları - 2 - 6 Mayıs - İspanya Uluslararası Ciclo Sualtı Filmleri Festivali Jüri Özel Ödülü
2000 - Mahşerin Atlıları - 18 - 21 Mayıs - Çek Cumhuriyeti Uluslararası P.A.F Sualtı Filmleri Festivali Denizkızı Ödülü
2000 - Mahşerin Atlıları - 28 Haziran / 2 Temmuz - İtalya Uluslararası Pelagos Sualtı Filmleri Festivali Juri Özel Ödülü
2000 - Mahşerin Atlıları - 19 - 22 Ekim - Slovakya Uluslararası High Tatras Sualtı Filmleri Festivali Jüri Özel Ödülü
2000 - Mahşerin Atlıları - Marsilya Sualtı Filmleri Festivali / Anfor Ödülü
2002 - Tintin Et Le Conquerant Des Mers - Retina Uluslararası Film ve Video Festivali, Gösterim.
2004 - Uzaya Kaçış - Fransa Dünya Sualtı Filmleri Festivali Insolid Ödülü(En ilginç film ödülü)
2004 - Uzaya Kaçış - Belgrad Uluslararası Sualtı Filmleri Festivali Jüri Özel Ödülü
2005 - Uzaya Kaçış - İspanya San Sebastian Uluslararası Sualtı Filmleri Festivali Jüri Özel Ödülü
2005 - Uzaya Kaçış - Fransa Stasbourg Uluslararası Sualtı Filmleri Festivali Orijinalite Ödülü
2005 - Çılgın Müzisyenler - Fransa Dünya Sualtı Filmleri Festivali En Fantastik Film Ödülü.
2005 - Çılgın Müzisyenler - Belgrad Uluslararası Sualtı Filmleri Festivali Onur Ödülü

Küresel Isınma


Küresel ısınma çok ciddi bir durum haline geldi. Çoğumuz farkında değiliz bu ciddiyetin. Bilinçsiz tüketmeye devem ediyoruz. Kullan at modeline son vermemiz gerekiyor. Bir başlangıç gerekiyorsa kendimizden başlayalım...
Geri dönüşüm için duyarlı olalım...
Televizyon çoğumuzun evinde vardır. Geceleri yatarken kumandadan kapatmak yerine televizyonun kapatma tuşunu kullanarak, bir başlangıç yapabiliriz...
Hükümet çok tepkisiz ve günü kurtarmak istiyorlar. Farkında değiller galiba yarınımız olmayacak...
Kyoto'ya üye olmadık. Gerekçeleri de, ilk önce kalkınmamız gerekiyormuş. Ülkemizin kalkınması gerekiyor ama ileride bu ülke olmayabilir, dünya da...
Küresel ısınma problemiyle ilgilenmiyoruz ve tepkisiz kalıyoruz. Tepkisiz kalmamamız gerekiyor...
Önümüzde uzun bir zaman yok. Zaten sınırlarımızı zorladık...

‘TÜRKİYE’NİN NEDEN KYOTO PROTOKOLÜ’NDE İMZASI YOK?’

Çevre Bakanlığı yetkilileri ‘Türkiye’nin neden Kyoto Protokolü’nde imzası yok?’ sorusuna ise; çevre ile ilgili politikalar belirlenirken ülkelerin ihtiyaç ve özel koşullarının dikkate alınması gerektiğini belirterek “Türkiye sözleşmelerde, iklim değişikliğinden etkilenecek gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç ve özel koşullarının dikkate alınması, iklim değişikliğinin önlenmesi için alınacak tedbirlerin etkin ve en az maliyetle yapılması ve bu alandaki politikaların ulusal kalkınma programlarına uygun olması gibi hususlara önem veriyor” yanıtını verdiler.

Kyoto Protokolündeki amaç, “atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde dengede kalmasını sağlamak”tır.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, 1990 ile 2100 yılları arasında 1.4 °C ile 5.8 °C arası sıcaklık artışı tahmin etmektedir. Tahminlere göre, başarılı bir şekilde uygulanması durumunda Kyoto Protokolü bu artışı 0.02 ile 0.28 C arasında düşürebilecektir.

gerekligereksiz tepkisizlik...

Bana gelen bu mail'i sizlerle paylaşmak istiyorum...

İnsanlık bir saatli bombanın üzerinde oturuyor. Eğer dünyanın birçok
yerindeki bilim adamlarının söyledikleri doğruysa, gezegenimizin
tamamını etkileyecek, birbirini tetikleyen, tahribat yaratacak, daha
önce yaşadıklarımızın çok ötesinde; olağanüstü hava koşulları,
kuraklıklar, seller, salgınlar ve öldürücü sıcak dalgaları dizisinden
oluşan büyük bir felakete sadece on yıl var.

Standart akkor lambanızı floresan (CFL) bir lamba ile değiştirin.
CFL normal bir lambanın kullandığı enerjinin %60'ından daha azını kullanır.
Bu basit değişiklik yılda 150 kg karbondioksit tasarrufu
sağlayacaktır. Örneğin Amerika'daki her aile bu değişikliği
gerçekleştirirse, karbondioksit yayılımı yılda 90 milyar pound
azaltılabilir. Energy Federation.

Isıtıcınızı kışın 2 derece aşağı, yazın 2 derece yukarı ayarlayın
Evimizde kullandığımız enerjinin neredeyse yarısı ısınmaya ve
soğutmaya gitmektedir. Bu basit ayarlama ile yılda 1000 kg
karbondioksit tasarrufu sağlayabilirsiniz. www.aceee.org sitesinde
ısınma ve soğutmada daha çok enerji tasarrufu yapabilmek için ipuçları
bulabilirsiniz.

Kalorifer kazanı ve klimalarınızdaki filtreleri temizleyin ya da yenileyin
Kirli bir filtreyi temizlemek yılda 175 kg karbondioksit tasarrufu
sağlayacaktır.
Programlanabilir bir ısıtıcı kullanın
Programlanabilir ısıtıcılar otomatik olarak gece ısıyı düşürür ve
gündüz artırır. Böyle bir sistem kullanarak yılda 100 dolara yakın
tasarruf edebilirsiniz.

Enerjiyi verimli kullanan ürünler alın
Yeni aldığınız ürünlerin üzerindeki enerji verimi ile ilgili bilgilere
dikkat edin. Örneğin A.B.D.'de yaşayan herkes ürünlerini yeni verimli
ürünle ile değiştirirse; karbondioksit emisyonu yılda 170 milyon ton
azalır.

Su ısıtıcınızı yalıtım örtüsüyle kaplayın
Sadece bu basit hareketle yılda 500 kg karbondioksit tasarrufu yapmış
olursunuz. Eğer ısıtıcınızı
50 C°'nin üzerine ayarlamazsanız 250 kg karbondioksit daha tasarruf edersiniz.

Sıcak su kullanımınızı azaltın
Suyu ısıtmak için çok enerji harcamak gerekiyor. Daha verimli çalışan
ve az su tüketen bir duş başlığı ile 175 kg, giysilerinizi soğuk ya da
ılık suda yıkayarak da 250 kg karbondioksit tasarrufu yapabilirsiniz.

Kullanmadığınız zamanlarda elektronik aletlerinizi kapatın
Televizyonunuzu, müzik setinizi, bilgisayarınızı kullanmadığınız
zamanlarda kapatmak yılda tonlarca karbondioksit tasarrufu sağlar.

Kullanmadığınız zamanlarda elektronik aletlerinizi fişten çıkartın
Saç kurutma aletleri, cep telefonu şarjları ve televizyonlar kapalı
olsalar bile enerji harcamaya devam ederler. Elektronik aletlerdeki
saatleri çalıştırmak ve hafıza çiplerini hazır tutmak için harcanan
enerji, evde harcanan toplam enerjinin %5'ini oluşturuyor ve atmosfere
yılda 18 milyon ton karbon bırakıyor.

Bulaşık makinenizi sadece tamamen dolu olduğu zamanlarda çalıştırın ve
enerji tasarrufu ayarında kullanın
Bu şekilde yılda 50 kg karbondioksit tasarrufu sağlayabilirsiniz.

Evinizin yalıtımını düzeltin
Duvarları ve tavanları iyi bir şekilde yalıtmak ısınma masraflarınızı
%25 azaltabilir ve yılda 1000 kg karbondioksit tasarrufu sağlar.

Geri dönüşümü evde başlatın
Evde oluşan çöpün yarısının geri dönüşümünü sağlamanız, yılda 1200 kg
karbondioksit tasarrufu sağlar.

Geri dönüştürülmüş kağıt ürünleri kullanın
Geri dönüştürülmüş kağıt üretimi %70-90 arası enerji tasarrufu
sağlıyor ve dünyadaki ormanların azalmasını önlüyor.
Ağaç dikin
Sadece bir ağaç, yaşamı boyunca bir ton karbondioksit emilimi
gerçekleştirir. Ağaçların oluşturacağı gölge, havalandırma masrafınızı
%15'e kadar azaltabilir.

Yerel üretilmiş yiyecekler kullanın
Yerel ürünler kullanmak yakıt tasarrufu sağlayacaktır.

Dondurulmuş gıdalar yerine taze gıdalar alın
Dondurulmuş gıdaların üretiminde 10 kat daha fazla enerji kullanılmaktadır.

Yerel çiftçi pazarlarını araştırın ve destekleyin
Size gelecek ürünün yetiştirilmesi ve taşınmasındaki enerjiyi beşte
bir oranında azaltırlar.

Alabildiğiniz kadar organik gıda alın
Organik gübreler geleneksel gübrelere göre karbondioksiti daha yüksek
seviyede yakar ve depolar. Eğer bütün soya fasulyelerini ve mısırları
organik olarak üretseydik atmosferden 290 milyar kg karbondioksiti
uzaklaştırmış olurduk.

Fazla paketlenmiş ürünlerden kaçının
Çöpünüzü %10 oranında azaltarak 600 kg karbondioksit tasarrufu yapabilirsiniz.

Daha az et yiyin
Metan en önemli ikinci sera gazıdır ve sığırlar en çok metan
yayıcılardandır. Otla beslenmeleri ve çift mideli olmaları metan
üretmelerine sebep olur ve bu gazı her nefes verişlerinde atmosfere
salarlar.

Araba kullanarak kat ettiğiniz kilometreyi yürüyerek, bisiklete
binerek veya toplu taşıma araçlarını kullanarak azaltın
Arabayla yapılacak 15 kilometrelik bir yoldan kaçınmak yılda 250 kg
karbondioksit tasarrufu sağlayacaktır!

Arabanızı iş arkadaşlarınız ve sınıf arkadaşlarınız ile ortak kullanın
Arabanızı haftada sadece 2 kere biriyle paylaşmak yıllık karbondioksit
emisyonunuzu 800 kg azaltacaktır.

Arabanızın lastiklerini haftalık olarak kontrol edin ve düzgün
şişirilmiş olduğundan emin olun
Düzgün şişirilmiş lastikler litre başına aldığınız yolu %3 oranında
artıracaktır. Her 4 litre benzin tasarrufu, 10 kg karbondioksiti
atmosferimizden uzak tuttuğu için yakıt verimliliğindeki her artış bir
önem arz etmektedir.

Eğer yeni bir araba almanızın zamanıysa yakıtı daha verimli kullanan
bir araç seçin
Yeni aracınız eski aracınıza göre 4 litre benzin ile sadece 5 km daha
fazla yol giderse, yılda 1500 kg karbondioksit tasarrufu yapmış
olursunuz.

Daha az uçun
Hava ulaşımı ciddi biçimde gaz emisyonuna sebep olduğu için, hava
yollarını kullanma sayınızı bir ya da iki azaltmanız çok ciddi
değişiklikler meydana getirebilir. Yenilenebilir enerji projelerine
yatırım yaparak havayolu kullanımınızı dengeleyebilirsiniz.

gerekligereksiz başlangıç...

VW Phaeton

RekLamLaR...

VW Phaeton
Uploaded by firat

gerekligereksiz reklamlar...

Hutu’lar ve Tutsi’ler

Geçen gün Meren’le “Hotel Rwanda”yı izledik. Birkaç hafta önce Meren tesadüfen Ruanda’da 1994 yılında gerçekleşen soykırım hakkında bir yazı okumuştu. Yazıda 2004 yılında, yani soykırımın 10. yılında, bütün dünyanın konuyu gündeme taşıdığı ve tartıştığından; 1994′te duyurmadıkları, sırtlarını döndükleri bu olayın insanlara duyurulmaya çalışıldığından bahsediliyordu. Biz Türkiye’de 2004 yılında böyle bir konudan bahsedildiğini pek hatırlayamadık. Türkiye medyasının git gide nasıl Amerikan medyasına benzediğini sürekli söylüyorum. Bu bence onun en güzel örneklerinden biri. Sizlere Ruanda’da 1994 yılında neler olduğunu anlattığım zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız. Çünkü bu, Dünya üzerinde gerçekleşmiş, en az Nazi’lerin Yahudi’lere yaptıkları kadar korkunç bir olay. En az onun kadar konuşulması gereken, şimdilerde Sudan’da, Kongo’da, kim bilir bize duyurulmayan nerelerde hala gerçekleşen, “hiçbir şey yapamayacağımızı” düşünsek de, en azından bilmekle yükümlü olduğumuz bir olay.
fotoğraf: James Nachtwey

Ruanda’da 94 yılında sadece 100 gün içinde 1 milyon kişi öldü (günde 10bin kişi ediyor). Bu insanlar atom bombası ile “topyekün imha” edilmediler. Taramalı tüfek ya da beyaz fosfor yüzünden ölmediler. Bu insanlar, kendi vatadandaşları tarafından (bazılarının Fransa’nın sattığına inandığı, filmde ise Çin’den satın alındığı söylenen) “pala”larla, kolları bacakları kesilerek öldürüldüler.

Peki ölenler kimdi? Öldürenler kimdi? Sebep neydi?

Duya duya hissizleştiğimiz bir lafır ama, bildiğiniz “kardeşi kardeşe kırdırmak” olmuş Ruanda’da olan. 15. yüzyıldan beri Ruanda’da Hutu, Tutsi ve Twa adı verilen üç farklı grup insan barış içinde, birbirlerini öldürmeden yaşamakta imişler. Krallıkla yönetilen ülke, 19. yüzyılda Alman sömürgesi olmuş. Almanlar ülkenin yönetim işlerine pek karışmamışlar. Fakat Almanya 1. Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğrayınca, sömürgeyi Belçika devralmış. Ya, biz yıllarca Belçika hakkında bir kötü laf işitmedikti, cahillik tabi, ben hep sandım bu kendi halinde bir ülke. (Velakin, “kendi halinde bir ülke” diye bir mefhum yok esasen, sadece insanın -benim- cahil, medyanın yalancı, tarih derslerinin eksik olması var, neyse konumuza döneyim.)

Belçika, o dönemde halkın %9-10′unu oluşturan, biraz daha açık deri rengine, biraz daha uzun yüz hatlarına vs sahip olan Tutsi’leri “üst sınıf” olarak belirleyip, yönetim işlerine onları getirmeye başlamış. Hutu’lar ise, alt sınıfın insanları olmuşlar, ve Belçika’nın Tutsi’ler aracılığıyla uyguladığı yüksek vergilere, kötü çalışma şartlarına zorlanmışlar. Hutu’lar elbette Tutsi’lerden nefret etmeye başlamışlar. Kimi kaynaklar, Belçikalı’ların bu sözde etnik ayrımı yaparken, “10 inekten fazlasına sahip olan Tutsi, azına sahip olan Hutu’dur” gibi kriterleri kullandığını belirtiyor.

Her neyse, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Ruanda, Birleşmiş Milletler’in vesayet altındaki bölgelerinden biri haline gelmiş. Belçika hala idari makam olarak ülkede bulunuyormuş. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan Hutu’lar zamanla güç kazanmışlar, ve 1962′de Ruanda’nın bağımsız olması ile yönetime geçmişler. Bu süreçte sosyal huzursuzluk devam ediyor, Ruanda halkının bir kısmı sürekli komşu ülkelere sığınıyormuş. 1990 yılında Uganda’da konuşlanmış olan ve genelini Tutsi’lerin oluşturduğu Rwandan Patriotic Front (RPF), Ruanda’ya girmiş. Aynı zamanda Ruanda’nın üst düzey devlet yöneticileri de gizlice Hutu’lardan oluşan silahlı bir çetenin eğitilmesini sağlamaktaymışlar (Interahamwe). 90-94 yılları arasında edinilen silahların Fransa, Belçika ve İngiltere’den sağlandığına ilişkin şurada bazı bilgiler var, ne kadar kesin doğrulukta olduklarını bilemiyorum. Ama bunu iddia eden tek kaynak Wikipedia değil.

6 Nisan 1994′te cumhurbaşkanı Habyarimana’yı taşıyan uçak düşürülmüş (bundan RPF’nin sorumlu olduğu iddia edilmiş). Bunun üzerine, zaten sallantıda olan Ruanda barışı (?) çökmüş. Nisan’dan Temmuz ortasına kadar, 100 gün içinde 1 milyon Tutsi ve onlara sempati duydukları düşünülen Hutu öldürülmüş. Soykırımın ilk hedefleri arasında Başbakan Agathe Uwilingiyimana ve Birleşmiş Milletler’in onu korumakta olan 10 Belçikalı askeri bulunuyormuş. Bu askerler, söylenene göre, silahlarını Ruanda askeri güçlerine teslim ettikten sonra öldürülmüşler. Askerlerin ölüm haberi üzerine korkan Belçika hükümeti, askerlerini Ruanda’dan çekmiş. Bunu diğer ülkeler de izlemiş, ve Ruanda’daki BM gücü 270 askerden ibaret kalmış!!!

Aynı zamanda ülkede bulunan beyazlar, kedileri köpekleri de dahil olmak üzere, olayların patlak verdiği ilk günlerde hızla ülkeden kaçırılmışlar.

fotoğraf: Howard Davies

Yani, bütün dünya, göz göre göre Ruanda’yı kendi haline bırakmış, soykırıma sırtını dönmüş. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, gençler, herkes… palalarla, binlerce yıl barış içinde birlikte yaşadıkları kardeşleri tarafından öldürülmüşler.

Bu olaydan daha bir sene önce (1993) dönemin ABD başkanı Bill Clinton Yahudi Soykırımı Müzesi’ni açarken, dünya üzerinde bir daha böyle bir soykırıma izin vermeyeceklerini söylüyormuş. Kendisine 1995′te Ruanda halkından özür dilerken rastlanmış.

10 yıl sonra, 94′te BM Barış Gücü operasyonları sorumlusu Kofi Annan o zamanki pasifliği yüzünden pişman olduğunu dile getirmiş. (Kofi Annan’ın, yüzbinlerce insanın ölümünün ağırlığı sırtında, hala nasıl yaşayabildiğine inanamıyorum.)

(İşte bu noktada içimdeki öğreten kadına hakim olamıyor ve şu aşağıdaki cümleleri yazmadan edemiyorum. Bunları heyecanlı ve üzgün bir gencin serzenişleri olarak görüp bana kızmazsanız ne güzel olur :) )

Bu arada, kaçımızın olan bitenden haberi vardı? Çoğumuz bu tip olaylar karşısında “elimizden ne gelir”in arkasına sığınarak insanların başına neler geldiğini, kimlerin (hangi ülkelerin) bu işlerde parmağı olduğunu, kimin “dur” demeden sırt döndüğünü, silahları kimin sattığını öğrenmeye “üşeniyoruz”. Bu yazdıklarımı okumaya başlayan kaç kişinin, yarısında “üzülüp, sıkılıp” bıraktığını ve televizyonda popstar/dizi izlemeye başladığını merak ediyorum mesela. Ya da kendi küçük ve anlamsız dertlerimize gömülmeyi bunları öğrenmeye tercih edişimiz beni tarifsiz üzüyor. (Ben yapıyorum bunu). Sanki çok matah hayatlar yaşıyoruz, sanki çok özeliz hepimiz. Yapmakta olduğumuz son derece faydalı işleri bir kenara atıp, Ruanda’da insanlar neden ölmüş, Irak’ta olanların aslı neymiş, İsrail Lübnan’a neden saldırmış, Türkiye’nin sosyal sorunları nelermiş, Güneydoğu’da insanlar nasıl yaşarmış, öğretmenleri var mıymış? Temiz su, elektrik var mıymış vesaireye vakit ayırsak, bunları öğrenmeye çalışsak, çok önemli işlerden geri kalacağız. Aman ha!

Bunları bilmekle yükümlüyüz bence. Öğrendiğimiz zaman, belki gidip oralarda olanlara son veremiyor olsak da, o “leziz ve pek anlamlı” hayatlarımızla ne yapacağımıza dair aklımızda bir ışık yanıyor çünkü.

Bu yazıdan çok etkilendim. Siteye www.biyolokum.com'dan ulaşabilirsiniz...

gerekligereksiz tepki...

N'sıl Bir Gelecek?

Kuşaklar arası bilgi aktarımı var mı günümüzde?
Genç diye nitelendirdiğimiz insanlar, bilgiye ulaşmak bu kadar kolayken, öğrenmek gibi bir arayış içerisinde değiller.
'Nereye gidiyoruz?' sorusunu sormamız lazım.
Neden, Nasıl, Niçin, Nerede, Ne zaman ve Kim sorularını sormuyorlar olaylarla ilgili.
5n1k modelini bir şekilde benimsemek gerekmektedir. Güncel ve yaşanmış olan olayları tam anlamıyla öğrenmek için...
90 dönemi kendini bir şekilde kurtarmaya çalışıyor ama kurtardığımızda pek söylenemez. 60'lar, 70'ler ve 80'ler hakkında ne kadar bilgimiz var?
Yapılan işler ve yaşanan olaylar hakkında bir yorum yapmak için bunları bilmemiz gerekmiyor mu?
Küresel ısınma yeni jenerasyonlarıda fazlasıyla etkiledi galiba? Beyinlerimizde bir yanma söz konusu...
Kendimize soralım ben bu bilgi çağının neresindeyim?
Bazen çok sorguluyorum ve büyük bir umutsuzluk doluyor içime...
Filmler, şarkılar, yazarlar, ressamlar... Bunların hangilerini biliyoruz? öğrenmemiz gereken daha çok şeyin olduğu çok açık...
Kendini ifade etmek ne kadar zor olabilir ki? Gençler kendilerini ifade edemiyorlar ve değer yargılarınında farkında değiller.
Kendimize bir çeki düzen vermemiz ve alt yapımızı sağlam kurmamız lazım...
Bende gencim ve bu jenerasyon içerisindeyim. 'Ben bahsettiğim konularda yeterlimiyim?' diye sorduğumda alacağım yol çok uzun ama yolun başında olmayanlar var...
Kuşaklar arası büyük bir bilgi noksanlığı var. Gençliğin bilgiyi almak istememesinden dolayı... Bilgiye aç olmak gerekmez mi?
Ben kendimden yola çıkarak bir şeyleri dile getirmeye çalıştım. Gelecek bizle beraber var olacaksa, bizden sonra gelenlere bir şeyler öğretmek ve örnek olmamız gerekecekse, bizden önce olanları bilmemiz gerekiyor...
Benle birlikte bizleri düşünüyorum yani gençliği...

gerekligereksiz geleceğimiz...

Fotoğraf Üzerine



gerekligereksiz fotoğraf...

Cengiz Han

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), 7 Aralık 2006 - 8 Nisan 2007 tarihleri arasında Cengiz Han ve Mirasçıları - Moğol İmparatorluğu isimli sergiye evsahipliği yapıyor.

Kunst und Ausstellungshalle der Bundesrepublik Deutschland-Bonn, Staatliches Museum für Völkerkunde-Münih, Kunsthistorisches Museum-Viyana, Aşağı Avusturya Eyaleti Eğitim, Bilim ve Sanat Federal Bakanlığı ve Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi işbirliği ve Garanti Bankası sponsorluğuyla düzenlenen sergide, Avrupa'nın ve Moğolistan ile Türkiye'nin başlıca müzelerinden derlenen, bazıları ilk kez gösterime sunulacak 600 eser yer alacak. Sergi kapsamında ayrıca konferanslar, atölye çalışmaları, çocuk eğitim programları ve galeri sohbetleri de düzenlenecek.

Tarihler: 7 Aralık 2006 - 8 Nisan 2007

Ziyaret Saatleri: Salı, Perşembe, Cuma, Pazar 10:00-18:00
Çarşamba, Cumartesi 10:00-22:00
Pazartesi günleri müze kapalıdır.
Son biletler Müze kapanışından bir saat önce satılır.

Giriş Ücretleri:
Tam bilet - 10 YTL
Grup bileti - 7 YTL(en az 10 kişi)* Grup ziyaretleri için rezervasyon talebinizi en az bir hafta önce yollayınız.
İndirimli bilet - 3 YTL(Öğrenci ve Öğretmenler, 60 yaş üzeri)

* Sesli Rehberlik hizmetimiz bilet fiyatına dahildir.

Sakıp Sabancı Cad. No: 22
Emirgan İstanbul
T: 212 277 22 00
F: 212 229 49 14

gerekligereksiz sergi...

Çilek gibi...


Sokakta yürüyorum. Bir yandan da düşünüyorum: Aşk acıtıyor....
Bir erkek... Aklı başında bir erkek... Bir kadının, canını bu kadar yakabileceği mesafeye yaklaşmasına izin vermez...
Bazen de evdeki hesap çarşıya uymaz... Bilirsiniz işte... İşin büyüsüne kapılmış bulursunuz kendinizi... Bırakın mesafeyi., yakınlaştıkça yakınlaşmak istersiniz.
Çünkü o kadın.. O kadın derinleştikçe derinleşir ve verdikçe verir.... Sizi tok tutar... Üşümenize izin vermez... Herşeyi sizden önce düşünür ve ... Can sıkıcı konularda sorumluluklarınızı alır... Sürprizleriyle sizi neşelendirir. Hayatı sizin için kolaylaştırır ve siz kendinizi pamuklara sarılmış bir bebek gibi hissedersiniz...
Sarhoşsunuzdur , başınız tatlı tatlı dönüyordur ve O sizi baştan çıkartıyordur...
Sokakta... Kar yağar ve rüzgar uğuldarken, lambaların aydınlattığı boş sokakta acıdan sarhoş yalpalayarak yürüyeceğiniz, soranlara "Evde" diye yalan söyleyeceğiniz bir gün olacağını... hesaplayamamışsınızdır...
Kadın...
O ....
Kokusu... Sıcaklığı... Neşesi... Hüznü... Öfkesi... İçimi gıdıklayan baştan çıkarıcılığı... Bana kendimi “Tek Erkek” mişim gibi hissettirebilen gizemi....
Çok bilinmeyenli denklem kadın... Kadınım... Ve ben... Hahahahah....Matematikte yeteri kadar iyi değilim... Ne onu çözebildim, ne kendimi...
Neden umursuyorum ki... Dünyadaki tek kadın mı sanki....
Bana aynı sıcaklığı, aynı neşeyi, aynı tutkuyu verecek yeni bir kadın bulurum...
Bulurum...
Bulurum....
Hah!.............
Lanet lanet lanet....
Beni sokağa fırlattı...
Dışarıda üşümemi istiyor.....
Güldürme beni kadın!
Dışarısı o kadar da kötü değil...
Oyalanırım....
Senden önce de oyalanıyordum...
Hiçbirşey olmamış gibi davranabilirim....
Yapabilirim...
Dışarda binlercesi var ve hepsi benim.... Bana bakıyorlar ve beni istiyorlar... Gözlerinde... Görüyorum... Beni istiyorlar....
Hadi açın müziğin sesini... Bırakın müzik sarhoş etsin beni...
Ben kendime yeni bir kadın bulurum.... Bu sefer ayık kalırım...
Onları tanıyorum artık...
Onlar cadı....
Öyleyse bende Şeytan olacağım.
Bu daha güvenli...
Hepsi benim...
.........
Bir tek... Artık.... “O” ....
Değil...
Sarhoş olmalıyım....
Bu sefer “O nu düşünemeyecek kadar” sarhoş olmalıyım.....
.......
Hayat neydi onunlayken biliyor musunuz?
Ağzında eriyen bir çilek gibiydi....
Lanet olsun lanetBu arada kadın:
Hiçbirşey düşünemiyordur.... Kalbinin kirecini akıttığı gözyaşlarıyla temizliyor, "Tekrar" tuşuna tanımlı o eski şarkıyı dinliyordur... Ne geçmişe aittir artık ( yani hiçbirşey "eskisi gibi" değildir... ne kendisi, ne evi, ne sevdiği adam ne de gece... herşeyin anlamı farklıdır artık) ne de gelecek için hazır. DONAKALMAYI seçmiştir. Kulağı ile kalbi arasında gelip giden aşağıdaki şarkıya rüzgardaki yaprak gibi kapılmış, içinde diğer kalan herşeyi dondurmuştur.


Şarkı için tıklayın:



You light up another cigarette
And I pour the wine
It’s four o’clock in the morning
And it’s starting to get light
Now I’m right where I want to be
Losing track of time
But I wish that it was still last night
You look like you’re in another world
But I can read your mind
How can you be so far away
Lying by my side
When I go away I’ll miss you
And I will be thinking of you
Every night and day just...
Promise me you’ll wait for me
’cos I’ll be saving all my love for you
And I will be home soon
Promise me you’ll wait for me
I need to know you feel the same way too
And I’ll be home, I’ll be home soon
When I go away I’ll miss you
And I will be thinking of you
Every night and day just...
Promise me you’ll wait for me
’cos I’ll be saving all my love for you
And I will be home soon
Promise me you’ll wait for me
I need to know you feel the same way too
And I’ll be home, I’ll be home soon
Promise me you’ll wait for me
’cos I’ll be saving all my love for you
And I will be home soon
Promise me you’ll wait for me
I need to know you feel the same way too
And I’ll be home, I’ll be home soon
Beverly Craven

http://circirbocegi.blogspot.com/ 'dan alınmıştır...

gerekligereksiz hırsızlık...