Makale / Yeni Enerji Dergisi

Türkiye'de Güneş Enerjisi Araştırma ve Geliştirme Çalışmalarına Ayrılan Mali Kaynaklar
Enerji sürdürülebilir gelişme için endüstrinin başlıca girdisi olması açısından önemlidir.Dünya enerji sistemi yol ayrımındadır. Mevcut küresel eğilimler incelendiğinde; enerjinin arz ve tüketiminde çevresel, ekonomik ve sosyal etkileri açısından sürdürülemez duruma geldiği görülmektedir. Bu sebeple, birçok ülke güneş enerjisine odaklanmıştır.
Enerji sürdürülebilir gelişme için endüstrinin başlıca girdisi olması açısından önemlidir.
Dünya enerji sistemi yol ayrımındadır. Mevcut küresel eğilimler incelendiğinde; enerjinin arz ve tüketiminde çevresel, ekonomik ve sosyal etkileri açısından sürdürülemez duruma geldiği görülmektedir. Bu sebeple, birçok ülke güneş enerjisine odaklanmıştır. Stratejik planlamalarını devlet destekleri ile yönlendirerek, araştırma ve geliştirme çalışmaları ile güneş enerjisi ekonomisini büyütmüştür. Bu çalışmanın amacı; Türkiye'deki güneş enerjisi alanında yapılan araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) çalışmalarına ayrılan mali kaynakları belirleyebilmektir. Bu amaçla; kamu kurumlarına, üniversitelere, sivil toplum kuruluşlarına ve özel kuruluşlara anketler gönderilmiş ve proje sayıları ile ayrılan bütçeler yıllar bazında analiz edilmiştir. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri, Japonya gibi bu alanda öncü ülkelerin rakamları ile karşılaştırma yapabilecek şekilde; veriler toplanmıştır.
Çalışmanın giriş bölümünde; dünyadaki güneş enerjisi alanında araştırma ve geliştirme çalışmalarına ayrılan mali kaynaklar değerlendirilmiştir. Sonraki bölümlerde ise enerji ve özelde güneş enerjisi alanında kamu, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve özel kuruluşların araştırma ve geliştirme çalışmalarına ayırmış oldukları mali kaynakların dünyadaki örnekleri ile karşılaştırmalı değerlendirmesi yapılmış, sonuçlar ve öneriler ile birlikte sunulmuştur.

Giriş
Araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) çalışmaları güneş enerjisi teknolojilerinin gelişiminde kritik önem arz etmektedir. Genelde, hükümetler hem kamu hem de özel sektör için araştırma faaliyetlerine cazip çevreyi yaratacak düzenlemeler uygulamaktadırlar. Özel sektörün Ar-Ge çalışmalarının yetersiz kaldığı noktalarda kamu araştırma çalışmaları zorunludur. Kamu'nun iki önemli rolü vardır. Bunlardan biri; 'teknolojiyi itme' etkisi yaratacak olan yeni enerji teknolojilerine Ar-Ge kaynaklarını arttırmaktır. Bu kaynaklar yardımı ile teknik problemlerin çözümü, maliyet azaltıcı çalışmalar yapılmaktadır. İkinci önemli rol; 'teknolojiyi talep ile çekme' diye adlandıracağımız, yeni enerji teknolojilerine cazip ortam yaratmaktır. Bu talep çekme etkisi ile yeni teknolojilerde öğrenme eğrisi etkisi de oluşmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının pahalı olduğuna dair ortak bir inanç vardır. Bununla beraber, teknolojinin öğrenilmesi ve ekonomik büyüklerin sağlanması ve fosil yakıtların artan fiyatları ile giderek ucuzlamaktadır. Ar-Ge çalışmaları rekabetçi fiyat, verimliliğin arttırılması, yeni uygulama alanlarının yaratılması, çevresel ve sosyal etkilerin azaltılması alanlarına yoğunlaşmıştır. Hükümetler, destekleme politikaları ile güneş enerjisinin tam potansiyeline ulaşması için yasal çerçeveyi hazırlamakta, kamu yatırımlarını Ar-Ge çalışmalarına yönlendirmekte ve özel sektör için Ar-Ge harcamalarına avantajlar sağlamaktadırlar.
Dünya'da güneş enerjisinden elektrik üretimi hızla yükselmektedir. Almanya Küresel
Değişim Danışma Konseyi "The German Advisory Council on Global Change (WBGU)"
2100 yılında dünya enerji tüketiminin % 70'ini güneş enerjisi teknolojilerinden "Fotovoltaik, Photovoltaic-PV ve konsantre güneş termal (Concantrated Solar Power-CSP)" santrallerinden elde edileceği tahmini yapmıştır [1]. Avrupa Fotovoltaik Endüstri Birliği (EPIA) raporlarında; 2012 yılında küresel PV kurulum kapasitesinin 44 GW'a ulaşacağı söylenmektedir. Almanya'nın gelecek 10 yılda da Pazar lideri olarak kalmayı sürdüreceği beklenmektedir. Bu hızlı büyümede Avrupa'da; İspanya, İtalya, Fransa ve Yunanistan'ın önemli roller alacağı, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) uçsuz bucaksız güneş potansiyeli ile Almanya'yı zorlayacağı tahmin edilmektedir. Aynı zamanda; Japonya, Hindistan ve Güney Kore'nin de bu hızlı artışta devletlerin uyguladığı destekleme programları ile önemli roller alacağı vurgulanmaktadır [2].
ABD 2008 yılında enerji alanına da 136,7 milyon Dolar bütçe ayırmıştır. Bu fon, Ar-Ge faaliyetlerinin ulusal laboratuvarlara, üniversitelere ve özel sektöre yaygınlaştırma amacıyla kullanılmıştır [3]. ABD sadece güneş enerjisine yönelik Ar-Ge projeleri için 2009 yılında 156,12 milyon Dolar bütçe planlamıştır [4]. Bu bütçenin amacı; son kullanıcı için güneş enerjisi kurulum maliyetlerinin 6.25 Dolar/W'dan 3.30 Dolar/W'a düşürülmesidir
[5]. Japonya'da uzun dönemli PV Ar-Ge programı 1994 yılında başlamıştır. Ocak 2009'dan itibaren ise yıllık bütçe 154 milyon Euro'ya çıkartılmıştır. Japonya Bilim ve Teknoloji Politikaları Üçüncü (2006-2010) Planı'nda; 172 milyar Euro'luk bütçesini maliyet azaltma ve PV'nin yaygınlaştırılması amacıyla planlamıştır. Çin, 2001 yılından bu yana güneş hücrelerine ayırdığı kaynakları arttırmıştır. Bu gelişmeler, ilave hükümet
politikaları ile desteklenmektedir. Çin Mart 2009'da yeşil enerji programına 22 milyar Euro ayırdığını açıklamıştır [6]. Çin'de 1997 de anons edilen Ulusal Temel Araştırma Programı, ulusal araştırma çalışmalarının temel taşıdır. Bu program ile düşük maliyetli, uzun ömürlü ve geniş kullanım alanı olan güneş hücreleri desteklenmektedir. Çin PV'de laboratuar ortamında % 21 verimliliğe ulaşmıştır. Ticari uygulamalarda % 10-13 ve % 14-15 verimliliği yakalamaktadır. Çin'de yerli güneş enerjisi pazarında sistem kurulum maliyetleri 2000 yılında 4.40 Euro/W olup 2004 yılında 2.57 Euro/W'a düşmüştür.
2010 yılında güneş enerjisi teknolojileri ile elektrik üretmenin maliyetinin 8,9 Euro cent/kWsaat'e ulaşacağı tahmin edilmektedir [7]. Hindistan'ın ilk Ulusal Hareket Planı 2008 yılında yayınlanmıştır. Nisan 2009 da sonuçlandırılan Ulusal Güneş Misyonu dokümanında 2020 yılında Hindistan'ı Dünya'da güneş enerjisi alanında lider konuma yükseltecek şekilde 20 GW kurulu güneş enerji gücü, 2030 yılında 100 GW ve 2050 yılında 200 GW hedeflenmiştir. Bu hedefi gerçekleştirmek için Ar-Ge alanında güneş hücreleri ve modülleri üretiminde maliyeti azaltacak ve verimliliği arttıracak şekilde farklı
yapılar ve parça tasarımlarının yapılması ve farklı komponentlerin kullanılması planlanmıştır. Güney Kore Ocak 2009'da üçüncü yenilenebilir enerji planını açıklamıştır.
Bu planda, 2015'de toplam enerji üretimindeki yenilenebilir enerji payının % 4.3, 2020 yılında % 6.1, 2030 yılında % 11 olacak şekilde duyurmuştur. Bu plan, yatırım, altyapı, teknoloji geliştirme alanlarını kapsamaktadır. Güney Kore'de Enerji ve Doğal Kaynakların Teknoloji Değerlendirme ve Planlama Ofisi (KETEP) enerji alanındaki Ar-Ge çalışmalarını yönetmektedir. KETEP, Ar-Ge çalışmalarında PV kurulumlarında bağlantılar arası teknolojiye, elektriksel standartlara, monte sistemlerine ve diğer PV kurulum ihtiyaçlarına odaklanmıştır. Bu araştırmalar, maliyet azaltma ve verimlilik arttırma amacıyla yapılmaktadır [8]. Tayvan'da Endüstriyel Teknoloji Araştırma Enstitüsü (ITRI), Ar-Ge strateji dokümanını hazırlamış ve modül maliyetlerini 2015-2020 yılları arasında 1 Dolar/W olarak hedeflemiştir. Bu hedef için Ar-Ge bütçesi gelecek 4 yılda ikiye katlanarak üretim kapasitesinin ve teknolojilerinin arttırılması planlanmıştır [9].
Avrupa Birliği Birleşik Araştırma Merkezleri'nin (Joint Research Centre - JRC) PV Durum Raporu'nda; 2009 Mayıs ayındaki PV yatırımına ayrılan 185 milyar Dolar'ın (135 Milyar Euro) toplam tutar içerisinde 2013 yılına kadar 22,1 milyar Dolar'lık (15,8 milyar Euro) kısmının araştırma ve geliştirmeye ayrıldığı vurgulanmaktadır. 150'den fazla kuruluş, ince film güneş hücreleri üretim prosesleri üzerinde Ar-Ge çalışmaları yapmaktadır [10]. Avrupa Birliği, 8-9 Mart 2007 de Bürüksel'de yaptığı toplantı ile 2020 yılına kadar enerji tüketiminin % 20'sini yenilenebilir enerjilerden karşılayacağını duyurmuştur [11]. Avrupa Birliği, 1980 yılından bu yana yenilenebilir enerji alanında Ar-Ge çalışmalarını desteklemektedir. İlk çerçeve programı FP4'te (1994-1998) 85 proje, 84 milyon Euro ile desteklenmiştir. Sonraki FP5 (1998-2002) programında bütçe 120 milyon Euro'ya çıkartılmış ve araştırma projeleri ve uygulama projeleri bazında dağıtılmıştır. FP6 (2002-2006) programında sadece sürdürebilir enerji sistemleri başlığına 810 milyon Euro ayrılmış, PV alanında (kısa-orta) ve (orta-uzun) vadeli projeler diye 2 eşit parçaya ayrılmıştır. 107,5 milyon Euro'luk bütçe sadece PV projelerine ayrılmıştır.
CONCERTO ismi ile başlatılan program ile 14 milyon Euro sadece güneş enerjisi alanına kanalize edilmiştir. Ayrıca FP6 programı süresince PV Teknoloji Platformu kurulmuştur. Bu platformun amacı; 'bütün aktörler ile birlikte Avrupa'nın uzun dönemli PV vizyonunu belirlemek' olarak duyurulmuştur. Bu platform, Avrupa'nın PV için endüstriyel liderliğini kazanabilmesine olanak sağlayacak stratejik araştırma ajandasını hazırlamıştır. FP7 programı ile 7 yıllık (2007-2013) yeni teknolojik gelişme dönemi başlamıştır. Bu programın ilk çağrısında 237,3 milyon Euro, ikinci çağrısında 239,67 milyon Euro bütçe ayrıldığı duyurulmuştur. Çağrıda; malzeme tüketimini azaltacak, yüksek verimlilik sağlayacak, gelişmiş üretim proseslerini uygulayacak projelerin destekleneceği belirtilmiştir [12]. Ayrıca, CSP teknolojisi alanında 3 adet (PS10, ANDASOL, SOLAR TRES) güneş termal üretim tesisinin kurulum ve demonstrasyon
fazlarının desteklenmesine ve bu tesislerde üretilen elektrik maliyetinin 2015'de 8 Euro cent/kWsaat'ten daha ucuza elde edilmesine yönelik 15 milyon Euro bütçe ayrılmıştır [13]. Avrupa Stratejik Araştırma Planı'na (SET-Plan) göre, güneş enerjisi alanına 2007'de toplam Ar-Ge bütçesi olarak 470 milyon Euro ayrılmıştır [14]. Avrupa Birliği Komisyonu gelecek 10 yıl için PV ve CSP teknolojilerine yönelik Ar-Ge projelerine 16 milyar Euro ayırmıştır. Bu bütçenin 9 milyar Euro'su PV, 7 milyar Euro'su CSP için planlanmıştır. Bu bütçenin amacı; 2020 yılında Avrupa'nın elektriğinin % 12'sini PV teknolojileri ile elde edebilmektir. CSP için 2020 yılında yine Avrupa'nın elektrik arzının % 3'ünün CSP teknolojisinden sağlanması hedefi konulmuştur. En az % 10'u 2030 yılında DESERTEC projesi ile gerçekleşmiş olacaktır [15].
En az 60 ülke (37 gelişmiş ve 23 gelişmekte olan ülke) yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına yönelik politikalar üretmiş ve düzenlemeler yapmıştır. Bu düzenlemelerden en yaygın olanı destekleme tarifesi "Feed-in tarif'dir (FIT)". 2007'den bu yana en az 37 ülke ve 9 eyalet FIT politikalarını uygulamaktadır [16]. EPIA raporlarında; 2020 yılında sistem kurulum maliyetlerinde % 50 fiyat ucuzlaması beklendiği görülmektedir. (2009 da 3.500-3.300 Euro/KW'dan 2020'de 1.471-1.334 Euro/KW) [17]. Bu rakamlar öğrenme eğrisi teorisini (satış hacminin ikiye katlandığı dönem aralıklarında % 20 fiyat iyileşmesi yaşanır) doğrulamaktadır [18].
2005 yılında; hükümetlerin enerji Ar-Ge çalışmalarına ayırdığı bütçelerin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'ya (GSYH) oranına bakıldığında, birçok Avrupa ülkesinde % 0.01-0.03 arasında seyrettiği, sadece Macaristan, Finlandiya ve Fransa'da % 0,04-0,05 oranlarına ulaştığı görülmektedir. ABD ve Japonya için enerjiye ayrılan Ar-Ge bütçeleri incelendiğinde; ABD için 2.429 milyon Euro ve Japonya için 3.144 milyon Euro ayrıldığı ve bunun GSYH'ya oranının % 0.086 ve % 0.024 olduğu görülmektedir [19].

Türkiye'de Güneş Enerjisi Stratejileri ve Yol Haritaları
Türkiye; Avrupa ve Asya kıtaları arasında doğal köprü olarak, Asya'yı Avrupa kıtasına bağlamaktadır. Bu sebeple, başlıca üretici olan Ortadoğu ve Orta Asya ülkelerinden Avrupa'ya petrol ve doğalgaz naklinde enerji koridoru ve "enerji hub"u rolü oynamaktadır.
Ayrıca; genç nüfusu, büyüyen ekonomisi, artan enerji ihtiyacı, hızlı şehirleşmesi ile öne çıkmaktadır. Türkiye'nin enerji politikalarının ana amacı; rekabetçi serbest Pazar yaratacak şekilde en az maliyetle kaliteli ve güvenli enerji sağlamak olarak tanımlanmıştır. Bu çerçeve içerisinde; doğalgaz da ithalat bağımlılığını azaltacak, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak amaçlanmaktadır. 2009 yılı elektrik üretimin % 48,05'u doğal gaz, % 29,06'sı kömür ve linyit, % 19,5'u yenilenebilirden (hidro, rüzgâr ve jeotermal) oluşmaktadır [20]. Yetersiz yerli kaynak nedeni ile doğal gazın % 97'si, petrolün % 93'ü kömür ve linyit in %20'si ithal edilmektedir [21]. Son 5 yıldır ithalata bağımlılık % 73-%75 civarında seyretmiştir. Geleceğe ilişkin tahminler, Türkiye'nin elektrik talebini karşılamak için 2023 yılında 130 milyar ABD Doları yatırım gerektiğini göstermektedir. 2007 yılında Türkiye, enerji arzı ihtiyacı için 33,9 milyar, 2008 yılında ise 48,2 milyar ABD Doları ithalat gerçekleştirmiştir [22]. DPT raporlarına göre 2010 yılında 34,5 milyon ABD Doları enerji ithalatı gerçekleşecektir.
Bütün bunlara rağmen, Türkiye halen güneş enerjisi alanında; özel stratejik plan ve hedeflerini yayınlamamıştır. Ancak, sivil toplum kuruluşları, güneş enerjisi alanında yol haritası hazırlama çalışmalarını sürdürmektedir. Bunlardan biri olan Ulusal Fotovoltaik Teknoloji Platformu-UFTP (The National PV Technology Platform in Turkey) Ekim 2009'da yayınladığı PV yol haritası dokümanında stratejik hedefleri aşağıdaki gibi açıklamıştır [23].
2010'nun ilk çeyreğinde yenilenebilir enerji kanunun düzenlemesine katkı sağlamak
2012 yılının ikinci çeyreğinde 20 MW kapasiteli ilk güneş enerji santralini kurmak
2020 yılında kurulu gücü 4 GW'a çıkartmak
Güneş panellerinin, hücrelerin ve dönüştürücülerin % 50'sini yerli üretmek
2020 yılında yıllık modül ihtiyacının % 80'ini yerli üretimle sağlamak
Yine Şubat 2010'da, ICAT (the International Center of Applied Thermodynamics) ve Yeditepe Üniversitesi'nin 11-12 Şubat 2010 tarihinde organize ettiği Solar Future 2010'da sunulan 2030 yılına kadar hedefleri içeren Güneş Enerjisi Yol Haritası dokümanında, vizyon olarak; 2020 yılında Türkiye'nin elektrik enerjisi ihtiyacının en az % 30'nun güneş enerjisinden elde edilmesi hedeflenmiştir. PV, CSP ve güneş enerjisi ile ısıtma ve soğutma alanında, Pazar, Ar-Ge, kurulu kapasite verimlilik ve maliyetler hakkında aşağıdaki stratejik hedefler belirlenmiştir [24].

PV Teknolojisi için stratejik hedefler ve faaliyetler:
· Toplam kurulu güç hedefi 2020 yılında 4,8 GW ve 2030 yılında 7 GW
· Sistem kurulum maliyet hedefi 2010 yılında 1,7 Euro/W'ın 2020 ve 2030 yılında 1 Euro/W
· PV ile elektrik üretim maliyeti 2020 yılında 12 Euro cent/kWsaat ve 2030 yılında 6 Euro cent/kWsaat
· Yeni üretim metotları, komponent mimarisi ve üretim miktarının artması ile 2020 yılında % 20, 2030 yılında % 40 modül komponent maliyetlerinde iyileşme
· Ar-Ge çalışmaları ve verimliliği arttırma hedefleri:
- PV c-SI için 2020 yılında verimlilik % 18-20 ve 2030 yılında % 22-24
- PV ince film için 2020 yılında verimlilik % 16-18 ve 2030 yılında % 20-22
- Organik PV'de Ar-Ge çalışmalarının başlaması ve verimlilik 2020 yılında % 2-5, 2030 yılında % 13- 15, yeni teknolojilerin 2014 yılında geliştirmeye
başlanması
- Ar-Ge desteklerinin PV modülleler için 2020 yılına kadar % 100 arttırılması
- Ar-Ge destek miktarının GSYH'ya oranının arttırılması
- 2020 yılında yeni teknolojilerin geliştirilmesi
Yeni mevzuatın 2011 yılına kadar sonuçlandırılması, 2012 yılına kadar PV hücre üretimlerinin de devlet destek ve teşvikleri kapsamına alınması, PV ile enerji verimliliği için yeni düzenlemelerin yapılması
Ulusal sertifikasyon merkezi kurulması, TSE standartlarının yayınlanması, EU standartları ile uyumlaştırma
Yerli üretimin ve satınalmaların ve yatırımların arttırılması ile bölgedeki pazara yüksek kalitede ve hacimde ürün ve komple sistem sunarak 2020 yılında PV kurulumlarının % 30'nun, 2030 yılında ise % 60'ının yerli üretimden karşılanması, bağlantı sistemlerinde ise 2020 yılında % 60, 2030 yılında % 90 yerli üretimle karşılanması
Eğitim ve halkla ilişkiler alanında; orta ve yüksek eğitimin müfredatına PV ile ilgili konuların alınması, mühendislik eğitimi verilmesi, ekoloji ve enerji etkinliği alanında proje ve uygulamalar ile halkın bilinçlendirilmesi
CSP Teknolojisi için stratejik hedefler ve faaliyetler:
CSP sistem kurulum maliyeti 2020 yılında 2 Euro/W ve 2030 yılında Euro/W
CSP santralleri ile elektrik üretim maliyeti 2020 yılında 6 Euro cent/kWsaat ve 2030 yılında 4 Euro cent/kWsaat
CSP ile kurulu güç kapasitesi minimum 5 proje ile 2020 yılında 200 MW ve uygun yerlere kurulumların arttırılması ile 2030 yılında 1 GW
Ar-ge ve teknolojik gelişim hedefleri: 2011 yılına kadar, CSP prototip güç santrali kurulması ve bu santralde 2014 yılına kadar yeni buhar ve türbin tasarımlarının geliştirilmesi
CSP yerli üretimlerinde devlet teşvikleri verilmesi ile 2020 yılında % 70, 2030 yılında % 100 yerli üretim
Güneş enerjisi ile ısıtma ve soğutma teknolojileri için stratejik hedefler ve faaliyetler:
2014 yılına kadar sıcak su ile ısıtma uygulamalarında katma değer vergisini % 15'e düşürmek, doğal gaz ve güneş enerjisi melez sistemlerde katma değer vergisini sıfırlamak, minimum kazanımı 525 kWsaat/m2-yıl olan kollektörlerin üretim ve pazarlamasını yüreklendirmek
Ar-Ge ve teknolojik gelişme: 2014 yılına kadar aktif ısıtma ve soğutma sistemlerinde ticari uygulamaları yaygınlaştırmak, %100 ar-ge destekleri ile projeleri yaygınlaştırmak, 700 kWsaat/m2-yıl enerji kazanımlı yeni ürünlere yönelik malzeme ve üretim teknikleri geliştirmek
2014 yılına kadar yerli uygulamaları % 80'e çıkarmak, EN normları ile üretimi geliştirmek, sistem verimliliklerini geliştirmek
Türkiye'de Güneş Enerjisi Ar-Ge Çalışmalarına Ayrılan Mali Kaynaklar
Teknolojik gelişme ve ekonomik rekabetçilikte; ülkelerin kamu Ar-Ge çalışmaları ve bu çalışmalara ayrılan mali kaynaklar kritik önem arz etmektedir. Ar-Ge çalışmaları; yetenek geliştirme, yeni bilgilerin ve bilimsel metodolojilerin üretilmesi, yeni ürünlerin ve gelişmiş proseslerin yaratılması açısından topluma fayda sağlamaktadır. Türkiye'de; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK) ulusal Ar-Ge çalışmalarını düzenleyici kurumlardır. Üniversiteler, Ar-Ge merkezleri, sivil toplum kuruluşları (STK), kamu ve özel sektör ise hem kendi kaynakları hem de ulusal ve uluslararası fonlardan faydalanarak Ar-Ge çalışmaları gerçekleştirmektedir. Türkiye'de enerji ve güneş enerjisi alanında faaliyet gösteren başlıca Ar-Ge kuruluşları aşağıda özetlenmiştir.
1983 yılında kurulan BTYK düzenli aralıklarla toplanarak bilimsel ve teknolojik öncelikleri belirlemektedir. BTYK, Türkiye Cumhuriyet'inin kuruluşunun 100. Yılındaki (2023) vizyonunu oluşturarak 2002 yılında yaptığı çalışma ile, yeni ulusal bilim ve teknoloji politikalarını belirlemiştir. Bu programda enerji alanındaki amaçlar içerisinde güneş enerjisinden elektrik üretimi de bulunmaktadır [25] .
1963 yılında kurulan TÜBITAK, önceliklerin belirlenmesinde danışma otoritesi olarak da görev yapmakta, Ar-Ge alanında hem destekleyici olarak, hem de bizzat Ar-Ge çalışmalarını yaparak önemli bir yer almaktadır. TUBİTAK'a bağlı Marmara Araştırma Merkezi (MAM) en büyük kamu Araştırma organizasyonudur. MAM 1977-1985 yılları arasında güneş enerjisinde düşük sıcaklıktaki uygulamalar alanında ve özel sektörün güneş enerjisi endüstriyel uygulamaları alanında Ar-Ge çalışmaları yapmıştır. 1980'li yıllara kadar enerji ve güneş enerjisi araştırma projeleri MAM Mekanik ve Enerji bölümünde yürütülmekteydi. MAM'da 1996 da Çevre Mühendisliği Bölümü ile Enerji Bölümü birleştirilerek Enerji ve Çevre Araştırmaları Enstitüsü kurulmuştur. 2004 yılında bu iki bölüm ayrılarak Enerji Enstitüsü kurulmuştur [26]. UFTP'nin yaptığı çalışmada, 1992 yılından bu yana PV teknolojileri alanında TUBİTAK destekli 37 proje gerçekleştirilmiştir [27].
DPT, ulusal ekonomik ve sosyal gelişim programlarını hazırlayan, koordine eden, kaynakları bu programlardaki önceliğe göre yönlendiren Başbakanlığa bağlı kurumdur. Ar-Ge altyapısının kurulumu ile ilgili Üniversitelere kaynak aktarmaktadır. Enerji alanında üniversitedeki projeler ve altyapılar desteklenmektedir.
1978 de kurulan, Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü, güneş enerjisi alanında eğitim ve araştırma yapmaktadır. Türkiye de PV uygulamalarını arttırmak için belediye ve diğer kuruluşların yaptığı projeleri de desteklemektedir. Toplam PV kurulu kapasitesi 24 kW'a ulaşmıştır. [28]
Sanayi Bakanlığına bağlı olarak 1990 yılında kurulan KOSGEB, küçük ve orta ölçekli kuruluşların Ar-Ge projelerini desteklemektedir. Enerji alanında projeleri de desteklemektedir.
1991 de kurulan TTGV, Ar-Ge faaliyetlerini Dünya Bankası fonları ile özel kuruluşları destekleyen sivil toplum kuruluşudur. Enerji alanında projelere fon sağlamaktadır.
1993'te kurulan Hacettepe Üniversitesi YETAM güneş enerjisi alanında birçok projeye imza atmıştır.
1994 yılında kurulan TEMEV, temiz enerji uygulamaları alanında Ar-Ge çalışmaları, eğitim-bilgilendirme-yayın faaliyetleri ile güneş enerjisi alanında bilinçlendirme çalışmalarına büyük katkı sağlamıştır. [29]
2003 yılında kurulan Harran Üniversitesi HÜGEM güneş enerjisi alanında araştırma ve geliştirme çalışmalarını sürdürmektedir.
Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü, 2008 yılında TÜBİTAK desteği ile birçok üniversitenin, kamu ve özel kuruluşun katılımı ile PV Ulusal teknoloji
Platformunun - UFTP kurulumuna öncülük etmiştir. Bu platformun amacı, PV teknoloji yol haritasını hazırlamaktır. [30]
DPT'nin mali desteği ile 2009-2011 yılları arasında kurulumu tamamlanacak olan
ODTÜ-GÜNAM güneş enerjisi alanında Ar-Ge çalışmaları yapacaktır.
1990 yıllarından bu yana Türkiye'de enerji alanındaki Ar-Ge çalışmaları gelişmiş ve yeni teknolojilere odaklanmıştır. Üniversitelerde gerçekleştirilen PV teknolojisi Ar-Ge çalışmalarına ilişkin bütçe artışları 1990 yıllarının ortalarından itibaren başlamıştır. Bu kaynak 1997'de 12 milyon ABD Doları'na ulaşmış, 2002'de 3.3 milyon ABD Doları'na düşmüştür. 2003 yılında 5.5 milyon ABD Doları olmuştur [31]. 2008 yılında TUBİTAK-TEYDEB'in Ar-Ge fonlarının (238,8 milyon TL - 111,04 milyon Euro) % 43,8'ini üniversiteler, % 44,2'sini özel sektör, % 12'sini kamu sektörü kullanmıştır [32]. TTGV'nin fonlarının 1991 ile 2008 yılları arasında 250 milyon ABD doları (347 milyon Euro) kısmı 650 proje için 500 firmaya kullandırılmıştır [33]. Bu artış ile kamu, üniversite, özel sektör de 2008 yılı Türkiye'nin Ar-Ge ye ayrılan fonlarının (6.892 milyon TL - 5.381 milyon ABD Doları) GSYH'ya oranı % 0.73'e ulaşmıştır. (Hedef GSYH'nın % 2'sidir) [34].
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, 2010-2014 yıllarını kapsayan stratejik planında; enerji arz güvenliğini, bölgesel ve küresel etkinlik, çevre ve doğal kaynakların korunmasını amaçlamıştır. Planın ana hedefi; tüketicilere yüksek kalitede, düşük maliyette güvenli ve çevresel duyarlılığı olan yöntemlerle enerji sağlayacak şekilde enerji alanında Ar-Ge projelerine 2014 yılında 50 milyon TL destek sağlamaktır. 2008 yılına göre enerji alanında Ar-Ge çalışmalarına ayrılacak mali kaynaklar 2015 yılına kadar % 100 arttırılmaktır. Bu hedefe ulaşmak için; Tablo 3-1 de görülen bütçeler ile verimliliği-etkinliği ve yerel kullanımı-kapasiteyi arttıracak; üniversite, özel kuruluşlarda ve Ar-Ge merkezlerindeki enerji alanındaki araştırma projelerinin destekleneceği hedefler oluşturulmuştur [35].
Ulusal fonlarda TUBİTAK, TTGV, DPT, Sanayi Bakanlığı SAN-TEZ program, KOSGEB ve Üniversitelerin araştırma fonları ve özel sektör araştırmalarının artması ile Türkiye bilim ve araştırma alanında son yıllarda ilerleme kaydetmiştir. Ancak, bu araştırma kuruluşları içerisinde enerji alanında ve özel de güneş enerjisi alanında yapılan Ar-Ge çalışmalarına ayrılan bütçeleri belirlemeye yönelik bir yöntem veya koordinasyon kurumu bulunmamaktadır. Her bir organizasyon kendi yönetim komitesi ile kendi kaynağından Ar-Ge desteklerini yönlendirmektedir. Bu sebeple; Türkiye'de uluslararası göstergeler ile karşılaştırılabilecek şekilde enerji ve güneş enerjisi alanında; yıllar içerisinde Ar-Ge projeleri sayısı ve ayrılan fonlara ilişkin konsolide bir veri bulunmamaktadır. Türkiye'nin enerji ve güneş enerjisi alanında uluslararası göstergelere göre nerede olduğunu tespit etmek amacıyla, bu alanda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşları kapsayan bir anket tasarlanmıştır. Enerji alanında faaliyet gösteren; 20 kamu kuruluşu-15'i ankete cevap göndermiş, 28 Üniversite - 13'ü cevap göndermiş ve 15 STK ve 233 özel kuruluşa anket gönderilmiştir. Cevap gönderen kamu kuruluşları ve üniversitelerin listesi aşağıda Tablo 3-2'de ve Tablo3-3'de verilmiştir.
(Devamı önümüzdeki sayıda) Yeni Enerji Dergisi


Ge®eklige®eksiz, Güneşten Gelen Enerji...

ENERJİ YÖNETİMİ, POLİTİKALARI ve HUKUKU

Amaç
Enerji sektörünün hem dünya da hem de Türkiye de katlanarak büyümesi beklenmektedir.Ülkelerin büyüme ve refah düzeylerini belirleyecek sektör olarak görülmesi nedeniyle geleceğin popüler meslekleri arasın da birinci planda önem kazanmaktadır. Bu eğitim programıyla bu sektörde çalışmak isteyenler ve sektör de çalışan orta ve üst düzey yöneticilerin bilgi eksikliğinin giderilmesi , yeni düzenlemeler hakkında da bilgi sahibi olmaları amaçlanmaktadır.

Kimler katılabilir?
Eğitime avukatlar, enerji şirketlerinin orta ve üst yöneticileri, enerji alanında serbest çalışacak olan mühendisler, şirketlerin enerji yöneticileri, petrol dağıtım şirketlerinin yöneticileri,akaryakıt bayiliği sahipleri ve enerji sektörün de çalışmak ve kariyer yapmak isteyenler bu programa katılabilirler.

Sertifika: %80 devam koşulunu sağlayanlara BMI tarafından hazırlanan resmi sertifika verilecektir.

Program İçeriği:

  • Uluslararası Enerji Politikaları
  • Enerjinin Jeo-Politiği
  • Enerji Kaynakları ve Teknolojileri
  • Nükleer Enerji Politikası
  • Enerji ve Çevre
  • Enerji Verimliliği(Yöneticiliği) ve Kalitesi
  • Enerji Etkinliği ve Teşvik Politikaları
  • Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Teşvik Politikaları
  • Enerji Ekonomisi
  • Enerji Talep Tahmin Yöntemleri
  • Rekabet Hukukunun Enerji Piyasasına Uygulanması:
  • Petrol ve LPG Piyasasında Rekabet ve Regülâsyon
  • Doğal Gaz Piyasasında Rekabet ve Regülâsyon
  • Elektrik Piyasasında Rekabet ve Regülâsyon
  • EPDK nın İşleyişi ve Kararlarına Karşı Başvuru Yolları
  • Enerji Özelleştirmeleri Usul ve Esasları
  • Elektrik Dağıtım Ve Üretim Özelleştirmesinde Hukuki Boyut
  • Enerji Sözleşmeleri ve Enerji Finansmanı
  • Program Koordinatörü:

    Kayıt İçin Gerekli Belgeler:

    • Tam ve eksiksiz doldurulmuş başvuru formu
    • Öğrenim belgesi

    Dikkat ! Eğitim verecek öğretim elemanları ve süreleri yukarıdaki gibi olmakla birlikte, süre ve öğretim elemanlarında değişiklik olabilir.

    Ayrıntılı Bilgi BURADA

    Ge®eklige®eksiz, Eğitim Programı...

    Son Gelişmeler

    Rüzgar Enerji Santrallerinin Kurulmasının Haberleşme, Seyrüsefer ve Radar Sistemlerine Olan Etkileşimi Konusunda İzin Süreçlerinin Oluşturulmasına İlişkin Protokol İmzalandı.

    Rüzgar elektrik santrallerinin (RES) haberleşme ve radar sistemleri üzerindeki elektromanyetik etkileri konusunda uzun zamandan beri devam eden belirsizliğin giderilmesi amacıyla gerekli çalışmaları yapmak üzere Genelkurmay Başkanlığı, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü, Türkiye Elektrik İletim A.Ş., Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanlığı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ve Bakanlığımızın yetkili elemanlarının katılımıyla oluşturulan çalışma grubunun yürüttüğü çalışmalar neticesinde “Rüzgar Enerji Santrallerinin Kurulmasının Haberleşme, Seyrüsefer ve Radar Sistemlerine olan Etkileşimi Konusunda İzin Süreçlerinin Oluşturulmasına İlişkin Protokol” hazırlanmıştır.

    Söz konusu protokol, Genelkurmay Başkanlığı adına Korgeneral Sayın Abdullah RECEP, ETKB adına Sayın Metin KİLCİ, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanlığı adına Başkan Sayın Hasan KÖKTAŞ ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu adına Başkan Prof. Dr. Sayın Nüket YETİŞ tarafından 27.12.2010 tarihinde 4 nüsha olarak imzalanmıştır.

    http://www.enerji.gov.tr/mevzuat/3154/Ruzgar_Enerji_Santrallerinin_Kurulmasinin_Haberlesme_Seyrusefer_ve_Radar_Sistemlerine_Olan_Etkilesimi_Konusunda_Izin_Sureclerinin_Olusturulmasina_Iliskin_Protokol.pdf

    ( ALINTI )

    Ge®eklige®eksiz, Protokol...

    Etibank Özelleştirmesi Sadece Saka Olmalı


    BOR MİNERALLERİ




    Bor ve borlu yakıtlar, 1950'li yılların başında ABD Savunma Programında geleceğin yakıtı olarak adlandırılmış ve nükleer silahlanma dışında 2. önemli stratejik malzeme olarak nitelendirilmiştir.[1] 1958-1961 yılları arasında ABD ve NATO tarafından bor, stratejik bir maden olarak ilan edilmiş, pazarlaması kontrol altına alınmış ve COCOM olarak nitelendirilen tedbirler kapsamında Varşova Paktı ülkelerine ihracı yasaklanmıştır.[2] 1963 yılında bor NATO'nun stratejik maddeleri listesinden çıkarıldıysa da, ABD'nin bor alanındaki bazı stratejik çalışmaları gizlilik içinde yürüttüğü bilinmektedir.

    Bor madeninin önemi, ülkeleri bu konuda çıkarlarını düşünmeye ve planlı davranmaya sevk etmektedir. Bor hakkında sürdürülen araştırmaların, bor bileşiklerinin yüksek teknolojili ürünlerdeki yeni kullanım alanlarını keşfetmesi, bu madeni gelecekte, petrol gibi üzerinde uluslararası mücadelelerinin yaşandığı bir ürün konumuna getirebilecektir.
    Bor madeninin kullanım miktarındaki asıl önemli artış, bor'un yakıt taşıyıcısı olarak kullanılmasıyla sağlanabilecektir. Bir çok pil, akümülatör vs. enerji üretim aygıtında yakıt olarak kullanılan hidrojenin elde edilme, nakil ve depolama yöntemleri bu aygıtların verimliliğinin artırılması karşısındaki en önemli sorunlardır. Çünkü hidrojen çok düşük sıcaklıklarda sıvılaşmakta, (-252 santigrad derece), gaz halindeyken çok yer kaplamakta, patlayıcı bir gaz olması sebebiyle taşıma ve depolama işlemleri sırasında tehlike arz etmektedir. Bu sebeple, bor bileşiklerinin hidrojen taşıma kapasiteleri, bu bileşiklerin yakıt taşıyıcısı olarak yeni bir öneme kavuşabileceğine işaret etmektedir. ABD'ndeki Millenium Cell firmasınca prototip bir araba üzerinde denenen yöntemde, hidrojen ve su bazlı sodyum bor hidrid (NaBH4) bileşeni halinde depolanmaktadır. Yanıcı olmayan bu çözelti, bir katalizörle temasa geçtiğinde hidrojen vermektedir (aksi halde hidrojen üretilmemektedir). Hidrojen üretiminden sonra borohidrid yakıt bir bor çözeltisine dönüşmekte, bu çözelti bir tankta saklanıp tekrar borohidrid yakıta dönüştürülebilmektedir. Diğer bir deyişle bor, bu ve benzeri uygulamalarda yakıt değil, yakıt taşıyıcısı olarak görev yapmakta ve tekrar tekrar kullanılabilmektedir.[3] Sodyum bor hidritli otomobiller, normal otomobillerin yaptığı kilometrenin iki katına kadar çıkabilmektedir. Akaryakıtla çalışana göre daha güvenli olmakta, çevre kirliliği yaratmamaktadır.[4]

    Bu teknolojilerin bor element ve bileşiklerine getireceği talep artışını şimdiden kestirmek güç olup, talep, teknolojilerin göstereceği başarıya, kullanımında ulaşılacak yaygınlığa bağlı bulunmaktadır.

    Borun çıkarılması ve işletilmesinde dünya oligopolünü oluşturan az sayıdaki çok uluslu şirketler ( Rio Tinto Borax-US Borax (ABD, yıllık üretimi 560 bin ton)), Borax Argentina (Arjantin, yıllık üretimi 27 bin ton), JSC Bor (Rusya, yıllık üretimi 73 bin ton), NACC (ABD, yıllık üretimi 60 bin ton), Quiborax (Şili, yıllık üretimi 60 bin ton), Sucersal Argentine (Arjantin, yıllık üretimi 30 bin ton), SQM salar (Şili, yıllık üretimi 16 bin ton), İnca bor (Peru, yıllık üretimi 13 bin ton), Diğerleri (57 ton))dir. Çin yıllık 140 bin ton üretimini devlet organizasyonları eliyle yapmakta, Türkiye ise ABD'nden sonra dünyanın ikinci büyük bor üreticisi olarak yıllık 475.000 ton üretimi yine devlet eliyle gerçekleştirmektedir.[5]

    Avrupa ve Amerikalı büyük üreticilerin Türkiye'deki bor yataklarına daha Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde başlayan ilgileri bor madenleri 1978 yılında kamulaştırıldıktan sonra da azalmadan sürmüştür. Bor madenlerinin özelleştirilmesi 1999'da IMF ile yapılan stand by anlaşmasının taahhütleri arasında da yer almıştır.
    Bor madenleri 1978 yılında devletleştirilmeden önce Türkiye'de de bor madenciliği ile uğraşan Avrupa'lı ve Amerika'lı firmaların, çıkardıkları borun ham halde ihracını tercih ettiği, bu firmaların boru Türkiye'de işleyecek entegre tesisler vs kurmadıkları, Türkiye'ye bor konusunda her hangi bir teknoloji transferinde bulunmadıkları, bor rezervlerinin miktarını küçük, madenin değerini düşük göstermeye çalıştıkları tespit edilmiştir. Bunun da büyük ölçüde borun stratejik öneminden ve dünya çapındaki bor üreticisi firmaların Türkiye'deki bor yataklarına olan ilgilerinden kaynaklandığı açıktır.

    Bu konuda İngiltere kaynaklı olup, daha sonra Rio Tinto Zinc'in bir alt kuruluşu haline gelen Borax Consolidated Ltd.'nin Türkiye bor sahaları üzerindeki faaliyetleri dikkat çekicidir. TMMOB bor raporuna göre[6] daha önce Desmond Abel Smith'in elinde bulunan Sultançayırı ve yeni bor sahaları 27 Ekim 1950 tarihinde 3/12002 sayılı kararname ile Borax Consolidated Ltd'e devredilmiştir. Şirket o dönemde dünya tekeli niteliğindedir. Şirket daha sonra, Türkiye'deki bazı yasalardan daha fazla yararlanmak için 25 Kasım 1955 tarihinde isim değiştirmiş, adının başına Türk kelimesi koyarak, sermayesinin %94'ü merkezi İngiltere'de bulunan Borax Consolidated Ltd. şirketine, %2'si Türk ortaklara, %4'ü de İngiliz ortaklara ait olmak üzere, "Türk Boraks Madencilik A.Ş." adını almış, 6 Ocak 1956 tarihinde Sultançayır Bor maden imtiyazını bu şirket üzerine tescil ettirmiştir. Bu tarihten sonra da şirket, Türkiye'de ciddi bir arama faaliyetinde bulunmamış, bulduğu bazı rezervlerin de miktarlarını düşük göstermiştir. Şirket, Kırka'nın Sarıcakaya bölgesinde yaptığı sondajlar sonucu tespit ettiği rezervi 10 milyon ton olarak beyan etmiş, 45 yıllık imtiyaz talep etmiştir. Şüpheler üzerine aynı bölgede MTA'nın yaptığı araştırmalarda rezervin 400 milyon ton olduğu, sonraki çalışmalar sonucunda ise Kırka bor sahasının 1 milyar ton rezervli, dünyanın en büyük ve en zengin yatakları olduğu ortaya çıkmıştır.

    1958-1961 yılları arasında NATO'nun bor'u stratejik hammadde ilan etmesinin ardından Türkiye'de bor sahalarının millileştirilmesi tartışmaları gündeme gelmiş, Borax Consolidated Ltd. hazırladığı raporda aşağıdaki görüşlere vurgu yapmıştır. Şirkete göre 1963 yılı itibariyle;
    - Türkiye'de bor mineralleri tükenmiştir.
    - Türkiye'nin en çok 20 bin ton satış şansı vardır.
    - Türkiye'de ancak 3 firma 60 bin ton üretim yapabilir.
    - Türkiye Avrupa piyasasına yalnız borik asit üretimi için bor cevheri verebilir.
    Avrupa piyasasının borik asit üretimi 45 bin ton cevhere karşılık gelen 30 bin ton bor cevheri ile sabittir.
    - Türkiye ancak zararına bor endüstrisi kurabilir, 3 bin tonluk rafineri ancak sübvansiyonla yaşar.
    - Türkiye'nin bor rezervlerine Borax Consolidated Ltd. ortak edilirse bor endüstrisi kurulacaktır.
    - Avrupa endüstrisinde Türk cevheri kullananlar, fiyat rekabeti ile Amerikan cevherine dönerlerse, Türkiye bu sahayı kaybeder.
    - Türkiye Amerikan rekabetini üstüne çekmemelidir.
    - Amerikan bor cevherleri sodyumludur, Türk bor cevherleri kalsiyumludur, bu da Türkiye'nin rekabet imkanını ortadan kaldırır.
    Şirketin kehanetlerinin (!) hepsinin yanlış çıkmış olması ilgi çekicidir.

    Etibank bor piyasasına 1960-68 yılları arasında girmiş ve bu dönemde yabancı firmalarla kıyasıya bir fiyat belirleme savaşı yaşanmıştır. Ticaret ve Enerji Bakanlığı 1974 yılında, bu rekabet sonucunda tonu 30 $'a kadar düşen bor cevherinin fiyatını taban fiyat uygulayarak 70 $/ton'a yükseltmiştir. Ton fiyatı daha sonra 90 $'a kadar yükselmiş, ancak, bu fiyatla bile bor, o dönemde dünya piyasalarında 120 $/ton olan değerinin çok altında kalmıştır. Bu sebeple bor madeninin 1978 yılında devletleştirilmesindeki en önemli amaçlardan biri madenin dünya piyasasındaki gerçek değerinden satılarak yurt dışına kaynak transferi yapılmasının önüne geçmek olmuştur.[7]

    Devletleştirmenin faydaları kısa sürede görülmeye başlamış, Türkiye'nin Dünya Bor üretiminde (B2O3 bazında) 1970 yılında % 16 olan payı; 1980 yılında % 26, 2001 yılında %33.4’e yükselmiştir. 1978 yılında 83,4 milyon $ olan Bor gelirleri 2000 yılında 208 milyon $’a ulaşmış, Dünyanın en kaliteli kolemanitleri olan Emet, Bigadiç Kestelek kolemanitleri 1978 yılı öncesi 40-60 $/Ton fiyatla satılırken 290-295 $/Ton fiyatla satılabilir hale gelmiştir.[8] Bugün, Eti Holding'in ürün portföyündeki ham bor ürünleri için ortalama brüt kar marjı %50 civarında olup, bazı bor ürünlerinde brüt kar marjı %500'ü aşmaktadır.[9]
    TMMOB bor raporunda belirtildiği üzere, devletleştirme sonrası bulunan rezerv, daha öncesinde özel sektörce ilan edilen rakamın 115 katı kadar artmıştır. 1978 yılına kadar Türkiye'nin bor cevheri pazarlamasında kaba yıkama dışında hiçbir işlem yapılmamış, satılan bor cevherleri Avrupa ve ABD'nde işlenerek rafine ürünler çok daha pahalıya Türkiye'ye ithal edilmiştir. Eti Holding, rafine ürün üretimi çalışmalarına 1978'den sonra başlamış olmasına ve rakibi US Borax'ın 140 yıldan fazla bir süredir pazarda teknik üstünlüğe ve geniş dağıtım ağlarına sahip olmasına rağmen, Avrupa pazarının %51'ini, dünya pazarının %36'sını almayı başarmıştır. Bugün, konularında oldukça deneyimli elemanlar yetişmiş, özgün teknoloji geliştirme konumuna gelinmiştir. Edinilen bilgi birikimi doğrultusunda yatırımlar gerçekleştirilmekte, Eti Holding hedeflenen üretim ve satış miktarlarına ulaşmaktadır.

    Devletleştirmeden sonra da yabancı şirketlerin Türkiye bor madenciliğine ilgisi sürmüştür. 1986 yılında dönemin Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından, "global ekonomiye, yeni dünya düzenine entegrasyonu sağlamak üzere kamu kuruluşlarının nasıl özelleştirilmesi gerektiğinin araştırılması J.P. Morgan Bank'a ihale edilmiş, Morgan Bank'ın hazırladığı "Özelleştirme Ana Planı"nda:"Etibank'ın bir holding şirket olacak şekilde reorganize edilmesi ve karlı müesseselerdeki (bor, krom) öz kaynakların satılması" önerilmiştir.[10]

    2001 yılı Ocak ayında Türkiye'ye ani bir ziyarette bulunan ABD Hazine Bakan Yardımcısı John Taylor dünya bor piyasasına hakim olan Dodge&Cox ve Rio Tinto Holding'in eski yönetim kurulu üyesidir ve ilk ziyaretini dönemin özelleştirmeden sorumlu Devlet Bakanına yapmıştır. Rio Tinto'nun 1978 yılından (bor madenleri devletleştirilmeden) önce Türk Borax adlı firma aracılığıyla Türkiye'deki bor madenlerinin %80'ini işlettiği, şu anda Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı bankaların bazılarında hisselerinin bulunduğu göz önünde bulundurulmalıdır.[11]Dünya bor üretimi %100 B2O3 bazında 1,5 milyon ton civarındadır. Bu üretimin %42'si ABD sermayeli US Borax (ya da diğer adıyla Rio Tinto), %33,4'ü Eti Holding A.Ş. tarafından gerçekleştirilmektedir. Değer olarak ise dünyada yaklaşık yıllık 1,2 milyar ABD doları kadar B2O3 pazarı bulunmaktadır. Eti Holding bu pazarın parasal olarak %20-23'üne, US Borax ise %65-70'ine sahiptir. Bor gibi 21. Yüzyılın petrolü olarak adlandırılan bir madenin en büyük rezerv kaynağı olan Türkiye'nin, bor ihracatından yılda yalnızca 102 milyon dolar, bor ürünleri ihracatından ise 106 milyon dolar kazanıyor olması, önemli bir kapasitenin israf edildiğine işaret etmektedir.

    Türkiye bor madenini tam rafine işlenmiş olarak değil, ham veya yarı rafine halde satmasından dolayı çok önemli döviz kazandırıcı fırsatları kaçırmaktadır. Çınkı (2001) bunun çeşitli örnekleri verilmektedir. "Örneğin, ortalama FOB Bandırma 200 dolar/ton dan sattığımız %42 B2O3 tenörlü kolemanit cevherini (Türkiye bu cevherde dünyanın tek üreticisi ve ihracatçısı konumundadır) alan bir ihracatçı firma söz konusu ürünü öğüttükten sonra 600-650$/ton fiyatla nihai kullanıcıya satmaktadır.[13]

    DPT-VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kimya Sanayi Hammaddeleri Raporunda, Türkiye'den ithal edilen kolemanit ve uleksit madenlerinin ABD'deki en önemli alıcısı Owens Corning Fiberglass Co.'nun bir yan şirketi olan American Borat Co'nin Death Valley National Monument'de bulunan Billie yer altı işletmesinin, Türkiye'den ithal edilen uleksitin ucuza gelmesi nedeniyle 1986 yılı sonlarına doğru üretimi durdurduğunu belirtmektedir.
    Endüstriyel anlamda ilk boraks madenciliği 1852'de Şili'de başlamıştır. "Nevada, California, Caliko Mountain ve Kramer yöresindeki yatakların bulunarak işletilmeye alınmasıyla ABD Dünya bor gereksinimini karşılayan birinci ülke haline gelmiştir. Türkiye' de ilk işletmenin, 1861 yılında çıkartılan "Maadin Nizamnamesi" uyarınca 1865 yılında bir Fransız şirketine İşletme imtiyazı verilmesiyle, başladığı bilinmektedir."[20]

    Bu tarihten itibaren, özellikle Cumhuriyet öncesi dönemlerde verilen taviz ve ayrıcalıklarla bor madenleri büyük ölçüde yabancı şirketlerin eline kalmıştır.

    32 1960'lı yıllardan itibaren ise sektörde bazı dağınık ve küçük ölçekli Türk firmaları da boy göstermiş, ancak, küçük ölçekli firmaların dünya çapındaki oligopol piyasasının büyük aktörleriyle başa çıkamadığı, birbirleriyle rekabete girerek bor'un dış satım fiyatını düşürdükleri gözlemlendiğinden, bu önemli üründen ülkemizin en fazla faydayı sağlayabilmesi için üretim, işletme ve pazarlamanın tek elden yürütülmesi ihtiyacı doğmuş, 1978 yılında çıkarılan 2172 sayılı yasa ile bor'la ilgili tüm faaliyetler tamamen devlet adına üretilmek, işletilmek ve pazarlanmak üzere Etibank A.Ş.'nin tasarrufuna verilmiş, "Devlete ait bor ruhsat sahalarının hiçbir hakkı, gerçek ve tüzel kişilere devretme yetkisi verilmez kaydı" getirilmiştir. [21]

    "2172 Sayılı yasa ile beklentilerin aksine, bor madenlerinin devletçe işletilerek pazarlanmasının ülke yararına olumlu sonuçlar verdiği, ..... kabul edilmiş, hazırlanan 2840 Sayılı Yasa, 4 Nisan 1983 tarihinde Danışma Meclisi'nde kabul edilerek, 12 Nisan 1983 tarihinde Milli Güvenlik Konseyi'nin onayı ile yürürlüğe girmiştir. Böylece halen yürürlükte olan bu yasa ile bor sahalarının kamu tarafından işletilmesi ve tek elden yönetilmesi bir kez daha yasal güvence altına alınmıştır. Bu yasanın yürürlüğe girmesinden 6 ay sonra 2172 Sayılı yasa yürürlülükten kaldırılmıştır. 15 Haziran 1985 tarihinde kabul edilerek yayınlanan 3213 Sayılı Maden Kanununun 49. maddesinde ise “2840 Sayılı Maden Kanunu Hükümleri saklıdır. Ancak, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra bulunacak bor, trona ve asfaltit madenlerinin aranması ve işletilmesi bu yasa hükümlerine tabidir. Bunların ihracatına ait usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca tespit edilir” hükmü getirilmiştir"[22].
    16 Şubat 1994 tarihinde yürürlüğe giren 3971 Sayılı Yasa ile 2840 Sayılı Yasa’nın ikinci maddesi değiştirilerek, “Bor tuzları ile uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesi Devlet eliyle yapılır.” hükmü getirilmiş, trona ve asfaltit madenlerinin özel sektör tarafından aranması ve işletilmesine olanak sağlanmış, fakat bor tuzları yine devlet tekelinde bırakılmıştır."[23]

    33 Etibank 'ın özelleştirmesi planı gereğince, önce 1993 yılında Etibank bünyesindeki bankacılık bölümü Etibank Bankacılık Anonim Ortaklığı adıyla bağımsız bir bölüm halinde Özelleştirme İdaresinde devredilmiştir. Aynı yıl, Karadeniz Bakır İşletmeleri A.Ş., Çinkur A.Ş. de özelleştirilmek üzere Özelleştirme İdaresinde devredilmiştir. Kalan Etibank Madencilik Genel Müdürlüğü ise 4 Şubat 1998 tarih ve 23248 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 26 Ocak 1998 tarihli Bakanlar kurulunun 98/10552 sayılı kararı ile Eti Holding A.Ş. unvanı ile yeniden yapılandırılmıştır. Yapılan yapısal değişiklikler sonucu; Eti Holding A.Ş., 7 bağlı ortaklık (Eti Bor A.Ş., Eti Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş., Eti Alüminyum A.Ş., Eti Gümüş A.Ş., Eti Bakır A.Ş., Eti Krom A.Ş., Eti Elektrometalurji A.Ş.), 12 işletme ve Maden Müdürlüğü ile 3 iştirakten oluşmuştur. 5 adet Bor İşletmesi ise Bandırma'daki Eti Bor A.Ş.'ye bağlanmıştır.[24]

    "(Özelleştirme işlemine) gelen tepkiler üzerine, Bakanlar Kurulu Kararıyla Etibank Genel Müdürlüğünün "Eti Holding A.Ş." olarak bu şekilde yeniden yapılanmasının 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında kanun Hükmünde Kararnamesinin 3. Maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı hususu ile, bor cevheri aramak, işletmek, zenginleştirmek, ve bor bileşikleri üretmek üzere adı geçen teşebbüse bağlı olarak kurulan Eti Bor A.Ş.'nin sermayesinde bulunan özel şahıs hisseleri nedeni ile bor tuzu sahalarının bu şirketçe işletilmesinin 2840 sayılı Kanuna uygun olup olmadığı hususlarında Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının talebi üzerine Başbakanlıkça Danıştay'dan istişari görüş isteminde bulunulmuştur.

    Ge®eklige®eksiz, Benim Hala Umudum Var...

    Yenilenebilir Enerji Kanunu Değişikliği "nihayet" tamam!

    Yenilenebilir Enerji Kanunu'nda değişiklik yapan yasa teklifi TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi. TBMM Enerji Komisyonu eski Başkanı Soner Aksoy ve beş arkadaşının imzasını taşıyan ve iki yıldır gündemde olmasına karşın, içerdiği "alım garantisi" rakamlarının birçok kez revize edilmesi nedeniyle bir türlü yasalaşamayan Kanun Teklifi, Genel Kurul'un 29 Aralık günlü oturumunda kabul edilerek yasalaştı.

    Tam adıyla "Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretecek tesisler için "Dolar cent" cinsinden belirlenen birim fiyatlar en sonunda şöyle oluştu:

    "Hidroelektrik üretim tesisi için 7.3 dolar sent,

    Rüzgar enerjisine dayalı üretim tesisi için 7.3 dolar sent,

    Jeotermal enerjisine dayalı üretim tesisi için 10.5 dolar sent,

    Biyokütleye dayalı üretim tesisi için (çöp gazı dahil) 13.3 dolar sent,

    Güneş enerjisine dayalı üretim tesisi için 13.3 dolar sent".

    YEK Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 18 Mayıs 2005 tarihinden 31 Aralık 2015 tarihine kadar işletmeye girmiş ya da girecek YEK destekleme mekanizmasına tabi üretim lisansı sahipleri için bu fiyatlar 10 yıl süreyle uygulanacak. 31 Aralık 2015 tarihinde sonra işletmeye girecek yenilenebilir enerji kaynağı üretim tesisleri için uygulanacak fiyatlar, bu fiyatları geçmeyecek şekilde Bakanlar Kurulunca belirlenecek. Yoğunlaştırılmış güneş enerjisi ile birlikte yenilenebilir olmayan diğer enerji kaynaklarını kullanarak enerji üreten hibrit üretim tesisleri de bu destekleme kapsamında olacak.

    Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinde kullanılan mekanik ve elektro-mekanik aksamın yurt içinde imal edilmiş olması halinde, bu tesislerde üretilecek elektriğin alım fiyatına (işletmeye giriş tarihinden itibaren beş yıl süreyle) tesis tipine göre farkılaşmış miktarlarda YERLİ KATKI ilavesi yapılacak. 0,4 Dolar cent- 2,4 Dolar cent/kWsaat arasında değişen bu ilaveler Kanun'a ekli 2 sayılı Cetvel'de yer alıyor.

    Yasanın kabulünden sonra kürsüye gelerek Genel Kurul'a seslenen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, ülkenin kurulu elektrik gücüne YEK değişikliğinin yasalaşmasıyla birlikte 20 bin MW'lık bir ilave yapılabileceğini belirterek, "Bu yatırım hele hele yerli kaynaklardan yapılabiliyorsa, hem sanayi açısından hem de istihdam açısından önemli bir katkı sağlanmış olacaktır" dedi.

    YEK Kanunu değişikliğiyle "tüketicinin daima pahalı, üreticinin ise daima ucuz bulduğu" bir hizmet alanının regüle edilmiş olduğunu kaydeden Yıldız, yatırımcının kanunda ifade edilen birim fiyatlarla yatırım yapabilecek bir noktayı mutlaka bulup projesini gerçekleştireceğini söyledi. Bu konuda hiçbir endişeye yer olmadığını belirten Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, piyasanın bu durumu bir şekilde regüle edeceğini vurgulayarak, geride kalan süreçte yaşananları buna örnek gösterdi: "Bakın, şu ana kadar yaklaşık 550 tanesi su, 93 tanesi de rüzgâr olmak kaydıyla yaklaşık 670 tane yatırımcının hiçbir tanesi bu fiyatlarla (elektriğini) satmadı. Serbest piyasaya bu fiyatların daha üzerinde sattı. O yüzden siz kaygı ve endişeye kapılmayın, '1 Euro cent daha fazla, 1 dolar cent daha fazla versek yatırımcı gelir' demeyin. Yatırımcımız bu fiyatlarla beraber yatırım yapar, iklim müsaittir, siyasi istikrar müsaittir, zemin müsaittir, o açıdan inşallah bütün bu yatırımlar yapılacaktır".

    YEK Değişiklik Teklifinin yasalaşmasındaki gecikmenin farklı yan etkileri olmuş olabileceğini, ama yatırımcının yatırımdan geri durması şeklinde bir komplikasyon yaşanmadığını söyledi. Kanun teklifinin maddelerinin görüşülmesi sırasında da Bakan Yıldız, "Teklifin son şeklinde yer alan birim fiyatları yeterli bulup bulmadığını" soran bir milletvekiline de, "Bunlar inandığımız rakamlar, yeterli bulmasak inandığımız rakamı vermezdik" dedi. Yıldız şöyle sürdürdü: "Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, buradaki bu rakamları 2 katına çıkaralım. Hiçbir şekilde tereddüdünüz olmasın, yatırımcı daha fazla gelecektir. Ama bizi kısıtlayan önemli bir konu var: Tüketicinin daima yüksek, üreticinin daima düşük bulduğu elektrik üretim kaleminden bahsediyoruz. O yüzden bizlerin vatandaşımızı düşünerek bu rakamları, yatırım yapmanın önünde engel teşkil etmeyecek şekilde, ama tüketici vatandaşımıza da çok fazla maliyet oluşmayacak şekilde düzenlememiz lazım. Bu sınır, ikisinin arasındaki hassas nokta, bu dediğimiz rakamları ihtiva etmektedir. Bu (alım garantisi rakamları) aslında serbest piyasanın, özel sektörün şu anda çok müracaat ettiği rakamlar değildir. Şu anda tespit ettiğimiz rakamlar, yalnızca bankacılara karşı, kredi buldukları kurumlara karşı teminat göstermek için sundukları rakamlardır. Piyasada oluşan rakamlar daha yüksek rakamlardır. O yüzden, bizim bunu yüksek vermiş olmamızın bu manada artı bir faydası olmayacağı kanaatindeyim. Ama başvurulması hâlinde kamu ne diyor? 'Ben bu rakamlardan, bu fiyatlardan bu elektriği alacağım' diyor. O yüzden de bizim bunu her zaman bu taahhüdün arkasında duracak şekilde yapabiliyor olmamız lazım".

    Muhalefetin Eleştirileri

    YEK Kanunu Değişiklik Teklifi'nin görüşüldüğü 29 Aralık günlü oturumda görüşlerini açıklayan muhalefet milletvekilleri, tartışmaların Komisyon'da oluşturulmuş kanun teklifinden 'çok daha başka bir metin üzerinde' yürütülür noktaya geldiğine dikkat çekerek, bu durumu sert bir dille eleştirdiler. Teklifin daha önceki versiyonlarında "Euro cent" olarak ifade edilen birim fiyatların bu defa "Dolar cent"e çevrilmiş olarak önlerine gelmesi de ayrı bir eleştiri konusu oldu. CHP Uşak milletvekili Osman Coşkunoğlu, birdenbire "Dolar cent"e geçilmiş olmasının altında "rakamın biraz daha yüksek gösterilmesi" düşüncesi olabileceğini söyledi. Coşkunoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın bu kanunun oluşumu sürecinde sıkça dile getirdiği 'kaynaklar bazında yüksek birim fiyatlar verilmesi halinde yabancı teknoloji sahiplerinin zengin edilmiş olacağı' değerlendirmesini de şu sözlerle eleştirdi: "Sayın Bakanın âdeta öğrenilmiş bir çaresizlik içerisinde sürekli tekrarlandığı bir ifade beni sık çok üzüyor. O da şudur: 'Bu teknolojileri ithal ederek birilerini zengin edeceğiz. Türkiye'yi teknoloji çöplüğüne çevireceğiz' Bunu en baştan değiştirilemez bir gerçek gibi kabul edip bunun üstüne argümanlar inşa ediliyor. Bu ne kadar yanlış ve ne kadar kabul edilemez bir acziyet ifadesidir. Bu teknolojileri neden Türkiye geliştiremez? Ben 2002'de milletvekili seçilmeden önce ODTÜ'de öğretim üyesiydim. Nasıl öğrenciler yetiştirdiğimizi biliyorum. İnsan kaynağımız var. 'ARGE'ye de dünya kadar para verdik' diye hükûmet sürekli övünüyor. Bu teknolojiler neden Türkiye'de geliştirilmez? Bir strateji içerisinde ele alınamaz? Bunu anlayamadığım gibi, bunu bir veri kabul edip, 'Ne yapalım bizde yok teknoloji!' denilerek değiştirilemez bir varsayım olarak bunu görüp, bunun üstüne bir enerji politikası inşa edilmesini kabul edilemez görüyorum".

    "Güneş santralleri neden 600 MW ile sınırlanıyor?"

    YEK Kanunu değişikliğiyle ilgili tartışmalarda "güneş enerjisi" kaynağına yönelik sergilenen yaklaşımı anlamakta zorluk çektiğini de ifade eden CHP Uşak milletvekili Osman Coşkunoğlu şöyle sürdürdü: "Sayın Bakan'ın bazı başka cümleleri daha var. Diyor ki, 'Her tarafı güneş (santrali) yapmamız lazım, diyorlar'. Kimse 'Her tarafı güneş yapmamız lazım' demiyor. Güneş enerjisi bu kadar bol olduğu halde yararlanmayan bir ülkeyiz. Buna dikkat çeken sözlerin ekstrem bir uca çekilip 'Her şeyi güneş enerjisiyle yapalım!' deniliyormuş gibi yanıt verilmesi doğru bir yaklaşım değil. İçerdiği rakamların arkasında somut bir araştırma olmayan bu yasa teklifini görüşüyor olmamızın arkasında açıkçası yavaş yavaş başka nedenler aramaya başlıyorum. Çünkü bakın, Kanun teklifinin 6/C maddesinde (önergeyle getirilen bir değişiklikle), 'güneş enerjisine dayalı üretim santrallerinin kurulu gücü 600 megavatı geçmeyecektir' ibaresi ekleniyor. Böyle bir sınırlama diğer hiçbir kaynakta getirilmezken güneşle ilgili olarak neden getiriliyor? Bu iki tane 600 megavatlık santral kapasitesinin inşası, 1.200 megavatlık 'Al ya da Öde' anlaşması yaptığımız doğalgazda almayıp da ödediğimiz miktara eşittir. Yani, 2008-2009'da almadığımız doğalgaz için ödediğimiz miktar, şimdi güneş enerjisinde kurulu güce eklenmek istenen kapasitenin 2 katı kadar kapasiteyi ülkemize kazandırabilirdi! Benim iddiam şudur. 2012 sonu itibarıyla güneş enerjisi pariteyi yakalayacak, en 2012-2013'te ekonomik olmaya başlayacak. O zaman 'Yahu, güneş pahalı' filan gibi bahaneler de ileri süremeyeceğiz. 600 MW ile sınırlama niyeti buna dayanıyor düşüncesindeyim. Şunu unutmayın: Güneşten kaynaklanan her kilovatsaat elektrik enerjisi, birilerini önlemiş olacaktır. Ve o birileri de lobileri güçlü olan enerji kaynaklarının sahipleridir. Güneş enerjisi şebekeye verildikten sonra enerjisini şebekeye veremeyecek insanları sanki tatmin etmek isteniyor. Bütün bu gerçekler karşısında, baştan beri çok iyi niyetle desteklediğimiz yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin bu yasanın maalesef arzu edildiği şekilde gelişmediğini söylemek isterim".

    "Dışa bağımlılık sürecek, ama 'Yerli Katkı Payı' olumlu"

    MHP Kütahya milletvekili Alim Işık da, YEK Kanunu Değişiklik Teklifi'nde yer alan birim alım fiyatlarının bu şekliyle kalması halinde ülkenin doğal gaz ve petrole bağımlılığının devam edeceğini söyledi. Kanunla birlikte gündeme gelecek olan 'yerli imalat katkı paylarının' ise olumlu bir adım olduğunu belirten Işık, değerlendirmelerini şöyle dile getirdi: "Bunu adı her ne kadar 'teşvik kanunu' olsa da, Genel Kurul'da getirilen değişiklik önergesiyle ortaya konan fiyatlar hiçbir değişikliğin yapılmadığının bir göstergesidir. Zaten şu anda mevcut yasada kilovat saat başına 5,5 Euro cent yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilecek elektrik enerjisinin alım garantisi var. Türkiye'de en büyük potansiyel rüzgârda ve hidrolik enerjide. Eğer bu ülkenin asıl kaynakları olan rüzgâr ve hidroelektrik üretim tesisleri için bu fiyatı değiştirmezseniz zımnen şunu demiş olursunuz: 'Evet, Türkiye'nin doğal gaza ve petrole olan bağımlılığının devamını istiyoruz, onların yolunun açık olmasını diliyoruz' demenin bir başka ifadesidir. Bununla ilgili rakamın teklif metnine 7,3 Dolar cent olarak konmuş olması, değişiklik yapıldığı anlamına gelmiyor. Zaten mevcut yasadaki 5,5 Euro cent çarpı 1,3 dolar kuru, eşittir 7,3 Dolar cent ediyor. Bu rakamları koymayalım o zaman, bunun bir anlamı yok. Bu, şu ana kadar olduğu gibi, Türkiye'nin doğal gaza ve petrole bağımlılığının artarak devamının yolunu açacak bir yeni uygulamadır. Ben rüzgârcıların ve hidroelektrik yatırımcılarının bu teşvikten yararlanacağına çok fazla ihtimal vermiyorum. Ancak yerli imalat katkı payları getirilmiş olması, kanunun olumlu tarafıdır. Burada çalışacak her Türk genci istihdam imkânına kavuşmuş olacaktır. Bu malzemeleri üreten her yerli imalatçımız kilovatsaat enerji üretimi başına ek bir fiyat alacaktır. Bu kanunun olumlu tarafı, ancak alım garantisinin hem on yıla indirilmiş olması, hem de 5,5 Euro cent olarak sabit tutulmuş olması, özellikle hidroelektrikte ve rüzgârda teşvik anlamını taşımaz. Bunun en azından 10 yıla çıkarılmış olması lazım ki, yatırımcılar uluslararası garanti açısından bankalardan kredi bulabilsinler..."

    ( ALINTI )


    Ge®eklige®eksiz, yenebilir enerji...

    28 Days Later / 28 Gün Sonra


    Bu gün, 28 gün sonra...
    İntenet cafede 28 numaralı masada, askerliğin bitmesine 28 gün kala manidar bir anı ölümsüzleştirip, yine her zaman ki gibi gerekligereksiz bir yazı...
    Ne çok şey öğrendim askerlik boyunca, say say bitiremem...
    Bir kere olgunluğumun zirvesindeyim, ''28 gün sonra'' hasat zamanım zaten.
    Sabırsızlıkla olgunlaşmış Rıdvan'ın hasadını bekliyorum.

    Özgeçmişime ekleyeceğim o kadar çok şey öğrendim ki; üst yazı yazmak, çarşıları hazırlamak, izin yazmak, evci izni, revir sevk kağıdı hazırlamak (rütbeliler için), onarım belgesi hazırlamak (silah, araç, telsiz, bozulabilecek her hangi malzeme)...

    Biricik depom ve silahlığım... Boy boy dizilmiş 359 adet G3 piyade tüfeğim... Her birini ayrı severim. Zaten her birine ayrı ayrı isimler taktım. Boş zamanlarımda onlarla sohbet ediyorum...

    Paçolarım, palaskalarım ve hücum yeleklerim hepsi birer evladım... Askerliğim bittiğinde hepsi gözümde tütecekler, sadece ''28 gün sonra''...


    Ge®eklige®eksiz, 28,27,26,25,24,23,22,21,20,19,18,17,16,15,14,13,12,11,10,9,8,7,6,5,4,3,2,1,0...

    Rüzgarın Estiği Yere...

    Rüzgar enerjisine nereden ve nasıl geldim?
    Oldukça uzun bir hikayenin sonunda Don Kişot oldum.
    Yıllar yıllar önce, üniversite sınav sonuçları açıklanır ve tercihler yapılır. Açıkta kalmamak için baştan aşağıya Ziraat Mühendisliği yazılır. Sonrasında bir bakmışım ki, Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ziraat Mühendisliği'ni kazanmışım.
    Kaydımı yaptırdım ve artık ziraat mühendisliği öğrencisiydim. Ama her şey yeni başlıyordu. Ben ve ziraat mühendisliği bir türlü kaynaşamamıştık. Altta kalan dersler yıl geçtikçe birikiyordu. Ben ise 3 gün İzmir, 4 gün Aydın bazen de 4 gün İzmir, 3 gün Aydın şeklinde öğrencilik yapıyordum.

    9 Eylül Üniversitesi Yelken Klübü, Buca Koop. maceraları, yurtdışı deneyimi derken, bitmiş bir dönemin sonunda, Yalova'da abla kardeş sahil yürüyüşünde iken...
    Ya mesleğine aşık olup okursun ya da okurken mesleğine aşık olursun sözü... ve birden bire her şey değişmeye başladı...

    Ziraat Mühendisliği öğrencisi olarak dersler teker teker verilmeye başlandı ve 16.02.2008 gecesi sarışın, bıcırık, güzelmi güzel bir şey geldi başıma ve dersler ikişer ikişer verilmeye başlandı...

    Ziraat Mühendisliğinin 3+1'lik sisteminde okuyordum. 3 sene temel derslerin ardından, bölüm seçip, 1 sene bölüm öğrencisi olarak okudum. 3 sene içerisinde temel dersleri alırken küresel ısınmaya merak saldım. Tez hazırlarcasına okumaya, araştırmaya ve kaynaklar toplamaya başladım. Daha sonra Tarım Makinaları Bölümü'nü seçtim. Staj yerlerini araştırırken, yenilenebilir enerji ve sistemleri dikkatimi çekmeye başladı. Fuarları dolaşırken karşıma Northel çıktı ve stajımı yaptım. Stajım süresince ve devamında, 3 rüzgar türbini üretimi ve kurulumu yapma fırsatı buldum. Enerji kongrelerine gitmeye başladım. Her okuduğum yazı, her gittiğim kongreler yeni şeyler ve yeni kapılar açıyordu. Artık kapılar sonuna kadar açıldı.
    Yenilenebilir enerji ve rüzgar enerjisine gönül vermiş, kendisini bu alanda çalışmaya adamış biri oldum artık... Don Kişot olduk... Yapacak bir şey yok, böyle oldu işte...

    Ge®eklige®eksiz, Don Quixote...

    Benim Yarim Karşıki Dağda Candarma

    Uzun bir aranın ardından gerekligereksiz bir yazı yazma zamanı geldi, geçti bile...
    Gerekli mi? gereksiz mi? olduğu tartışılabilecek olan konumuz askerlik.
    Nasıl başladı, nasıl gidiyor ve nasıl bitecek? Doğuştan popoya 1 parmak bal çalınması gerekiyor veya Türkiye'de olduğu gibi neyi bildiğin değil, kimi tanıdığın durumu askeriyede de geçerli. Her kurum ve kuruluşta ki işleyiş gibi...
    Ben galiba parmak, bal kategorisine giriyorum galiba?

    Askerliğin gerekliliklerinden başlarsak, sakal tıraşı, bot boyama... diğer şeylerde bunun gibi şeyler, kıldan tüyden gereklilikler...

    Gereksiz olan yönlere girmek gerekirse; askerlik adına her şey diyebilirim...

    Rahatmıyım sorusunu kendime sorduğumda? Evet rahatım ama gereksiz bir rahatlık...
    Neyse az bir süre yapılan bir askerlik ve az da kaldı.

    Düştü sesleriyle uyananlar, düştü düştü diye birbirlerine sarılıp halay çekenler, bir düşmedi gitti diyenler, düşsede gitsek diyenler, verilen hak geri alınamaz diyenler ( 335.KSD ), düşmez kalmaz bir Allah diyenler...

    Ne olursa olsun, ne gerekli ne gereksiz... Yorum; yorumsuz...

    Ordu Gücü Olmayan Ülkeler

    Andorra:
    3 Haziran 1993 yılındaki antlaşmaya göre gerekli durumda ülkenin askerî yönden korunması İspanya ve Fransa tarafından sağlanacak.

    Kosta Rika: Ülkenin anayasasına göre 1949 yılından bu yana ülkede ordu bulunması yasak.

    Dominika: 1981 yılında ordunun darbe girişiminde bulunmasından beri ülkede bir ordu yok. Yerel güvenlik.

    Grenada: 1983 yılında ABD işgâli ile başlayan dönemden bu yana ülkede ordu bulunmuyor. Sadece yerel güvenlik güçleri.

    Haiti: 1995 yılında tamamen terhis edildi, geri getirilmesi üzerine ayaklanmalar çıkınca ulusal polis gücü küçük bir ordu birliği bulundurmaya başladı.

    İzlanda: Ülkede 1869 yılından beri bir ordu yok. Birleşik Krallık ile askerî güvenlik antlaşması olduğundan NATO'ya üye. Barış Gücü için askerî birlikler ile Polis, Hava, Kara ve Sahil Güvenlik timleri bulundurduğu tamamen donanımsız değil.

    Kiribati: İzin verilen tek güvenlik birimi polis teşkilâtı ve sahil güvenlik.

    Lihtenştayn: 1868 yılında ülkeye masrafı çok olduğu gerekçesi ile dağıtıldı. O günden bu yana İsviçre tarafından güvence altında.

    Marshall Adaları: Amerika Birleşik Devletleri koruması altında.

    Mauritius: 1968 yılından beri güvenlik polis teşkilâtı ile sağlanıyor, gayriresmî olarak Hindistan koruması altında.

    Mikronezya: Amerika Birleşik Devletleri koruması altında.

    Monako: 17. yüzyılda silâh teknolojisindeki büyük gelişmelerden dolayı ordusundan feragat etti. Gerekli olduğu durumlarda korunması Fransa'ya ait.

    Nauru: Gayriresmî temaslar neticesinde güvenlikten Avustralya sorumlu.

    Palau: Amerika Birleşik Devletleri koruması altında.

    Panama: 1994 yılında ordu terhis edildi. 1994 yılında anayasada değişiklikler yapılarak polis ve sahil güvenlik gibi alt birimlerinde yetkilerine sınırlamalar getirildi.

    San Marino: Polis teşkilâtı ve sınırları beklemek için simgesel bir ordu.

    Solomon Adaları: 1998 - 2006 yılları arası etnik çatışmalar yaşanması sonucu Avustralya ve diğer Pasifik ülkeleri araya girerek barışı sağladı. Ordu yok.

    Saint Kitts ve Nevis: İç güvenliği sağlamak amacı ile küçük bir kuvvet bulunduruyor.

    Saint Lucia: Küçük bir özel hizmet birliği.

    Saint Vincent ve Grenadines: Küçük bir özel hizmet birliği.

    Samoa: Ordu yok. Gerekli olduğu takdirde koruma Yeni Zelanda'ya ait.

    Tuvalu: Sadece polis teşkilâtı, polis ayrıca sahil güvenliği de sağlıyor.

    Vanuatu: Küçük düzeyde bir seyyar ordu.

    Vatikan: Polis düzeyinde hizmet veren İsviçreli muhafızlar tarafından korunuyor.

    cendermenin alayları koğuştur, koğuştur
    benim yarim cendermede çavuştur, çavuştur
    kadir mevlam beni de yara kavuştur, kavuştur

    kız ben sana demedim mi
    karşıki dağlar cenderme, cenderme
    yarim ufak sen askere gönderme, gönderme

    candarmanın alayları dağbaşı, dağbaşı
    benim yarim candarmada onbaşı, onbaşı
    yok yarimin candarmada kardaşı, kardaşı

    kız ben sana demedim mi
    karşıki dağlar cenderme, cenderme
    yarim ufak sen askere gönderme, gönderme

    candarmanın ardında ki süngüsü, süngüsü
    benim yarim candarmada hangisi, hangisi
    ben yarime dayanamam doğrusu, doğrusu

    kız ben sana demedim mi
    karşıki dağlar cenderme, cenderme
    yarim ufak sen askere gönderme, gönderme
    by, Mahmut TUNCER

    Ge®eklige®eksiz, Her şey vatan için...

    82. Oscar Ödülleri 2010

    Oscar'lar Sahiplerini Buldu

    En İyi Film: The Hurt Locker

    En İyi Yönetmen: Kathryn Bigelow (The Hurt Locker)

    En İyi Erkek Oyuncu: Jeff Bridges (Crazy Heart)

    En İyi Kadın Oyuncu: Sandra Bullock (The Blind Side)

    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz (Soysuzlar Çetesi)

    En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Mo'Nique (Precious)

    En İyi Orijinal Senaryo: The Hurt Locker (Mark Boal)

    En İyi Uyarlama Senaryo: Precious (Geoffrey Flechter)

    En İyi Animasyon: Up/ Yukarı Bak (Pete Docter)

    En İyi Yabancı Film: El Secreto de sus Ojos (Arjantin)

    En İyi Görüntü Yönetmeni: Avatar (Mauro Fiore)

    En İyi Sanat Yönetmeni: Avatar (Rick Carter, Robert Stromberg, Kim Sinclair)

    En İyi Kostüm Tasarımı: The Young Victoria (Sandy Powell)

    En İyi Kurgu: The Hurt Locker (Bob Murawski, Chris Innis)

    En İyi Makyaj: Star Trek (Barney Burman, Mindy Hall and Joel Harlow)

    En İyi Şarkı: The Weary Kind - Ryan Bingham ve T-Bone Burnett (Crazy Heart)

    En İyi Müzik: Up (Michael Giacchino)

    En İyi Görsel Efekt: Avatar (Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham, Andrew R. Jones)

    En İyi Ses Kurgusu: The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson)

    En İyi Ses Miksajı: The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson, Ray Beckett)

    En İyi Belgesel (Uzun): The Cove (Louie Psihoyos)

    En İyi Belgesel (Kısa): Music by Prudence (Roger Ross Williams ve Elinor Burkett)

    En İyi Kısa Film: The New Tenants (Joachim Back and Tivi Magnusson)

    En İyi Animasyon (Kısa): Logorama (Nicolas Schmerkin)

    Ge®eklige®eksiz, Oscar...

    Adnan Menderes Üniversitesi Kendi Elektriğini Üretecek

    Yenilenebilir enerji kaynaklarından yatırım maliyeti en az, verimliliği diğer enerji kaynaklarına göre daha fazla olan rüzgar türbini kurmak için çalışmalara başlayan ADÜ, kendi elektriğini üretmeyi hedefliyor.

    İlk etapta sadece bir rüzgar türbini kuracak üniversite, bu türbinle ADÜ Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinin ihtiyaç duyduğu elektriğin yarısından fazlasını üretmeyi planlıyor.

    Üniversite projeyi tamamladığında hem Aydınlı iş adamlarına hem de diğer üniversitelere örnek teşkil edecek bir bilimsel projeyi de hayata geçirmiş olacak.

    Proje sorumlusu, Söke Meslek Yüksekokulu Mekatronik Bölümü öğretim görevlisi Kıvanç Başaran, ilk türbinle 500 kilovat elektrik üreterek Türkiye'de bu miktarda elektrik üreten ilk üniversite olma başarısına imza atacaklarını belirtti.

    ADÜ'nün çalışmayı bilimsel projeye dönüştürerek bu alanda yatırım yapmak isteyenlerin de önünü açacağını ifade eden Başaran, şöyle konuştu:

    ''Üniversite olarak merkez kampüs alanında açılacak Tıp Fakültesi Hastanesinin büyük bir enerji ihtiyacı olacağından hareketle bu konuya eğildik. Rektörümüz Prof. Dr. Şükrü Boylu'nun bu ihtiyacı örnek bir projeye imza atarak karşılamak isteğinden hareketle araştırmalarımıza başladık. Bu çalışmalar sonucunda gördük ki gerek maliyet gerekse verimlilik açısından en iyi yenilenebilir enerji kaynağı rüzgar enerjisi.''

    Türkiye'de bu alanda ilk bilimsel araştırma projesini de hayata geçireceklerini kaydeden Başaran, Aydın halkına da sahip olduğu enerji kaynağının varlığını bilimsel olarak anlatmış olacaklarını da bildirdi.

    İlk etapta sadece 500 kilovat elektrik üretmeyi hedeflediklerini söyleyen Başaran, şunları kaydetti:

    ''Fizibilite çalışması kapsamında mevcut yerleşkede yıllık elde edilecek elektrik enerjisi değeri yaklaşık olarak 800 kilovattır. Bu projenin rektörlük bütçesine yıllık katkısı yaklaşık 200 bin TL'dir. Projenin içerisinde ölçüm sistemi de kurularak verilerin yüzde 90'ların üzerinde bir doğrulukta tespiti sağlanacaktır. Proje tamamlandığında, rüzgardan elde edilen enerji değerleri, karbon azaltım değerleri, rüzgar verileri ve kurulan sistemin tüketimi karşılama oranları web ortamında izlenebilecektir.''

    Ge®eklige®eksiz, Rüzgar Enerjisi...

    16.02.2010

    Dolu dolu 2 yıl... Göz açıp kapayıncaya kadar geçti. İyi ve güzel günler hep birlikte oldu ve inşallah hep birlikte olacak... Bize nice mutlu senelere...
    Dome Otelin balkonunda dalga sesleri, smirnoff ice ve Kıbrıs'ın güzelliğiyle, sana çift kol sımsıkı sarılarak, Seni Çok Seviyorum Aşkım...
    İyi ki varsın, Canım Benim...


    Selim Sesler - Şehnaz Longa Türk Müziği
    Yükleyen barrlass. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.

    Ge®eklige®eksiz, Dolu dolu 2 yıl...

    19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı



    Ge®eklige®eksiz, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'mız kutlu olsun...

    Movin on Video

    Posted by: firatyildiz on: Mayıs 14, 2009
    -----------------------------------------------------------------------

    Avrupa Birliği Eğitim ve Kültür Programları, Gençlik Programı kapsamında, Adnan Menderes Üniversitesi ESN ADÜ Erasmus Topluluğunun düzenleyeceği bir gençlik aktivitesidir.

    * 7 farklı ülkeden ( Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Letonya ve Litvanya )
    * 12 farklı üniversiteden,
    * 18-25 yaş arası,
    * 44 genci,
    * Kültürler arası diyalog, hoşgörü, ırkçılık karşıtlığı, Avrupa gençliği ve Avrupa geleceği gibi konularda,
    * Dans, Müzik, Drama, Fotoğraf, Resim, Video gibi sanatsal etkinlikler yaparak,
    * 2009 Avrupa Yenilik ve Yaratıcılık yılında,
    * 9 gün 8 gece bir arada tutarak,
    * Son gün üzerinde çalışılan sanatsal etkinlikleri şov haline getirerek,
    * Yerel halk ve üniversite öğrencileri ile paylaşmayı hedefler.

    44 genç, Kuşadası Long Beach Aqua Center adlı tatil köyünde bir araya gelirler. Programın ilk 2 günü, katılımcıların bir birlerini tanıması ve kaynaşması için ayrılmıştır. Bunun, isim öğrenme oyunları, ice-breaking games olarak ifade edilen kaynaşmayı sağlayan oyunlar oynanması, katılımcıların proje hakkındaki beklenti ve endişelerini açıklaması, ekip oluşturma ve grup dinamiğini yüksek tutmaya yönelik etkinliklerin yapılması ile gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

    Projenin 2.gününden itibaren, projenin hedefleri katılımcılarca tartışılacaktır. Ortaya çıkartılmak istenenler belirlenip, bunun ne için ve nasıl yapılacağı tartışılacaktır. Örn: Kısa film yapılması, konusu, nasıl hazırlanacağı. Örn: Bir dans koreografisi hazırlanması, teması ve nasıl hazırlanacağı.

    Hedefler belirlendikten sonra, proje sürecinde katılımcılar, ilgi gruplarına göre çalışmalarını sürdürecekler. Bu süreçte, efes gezisi, jip safari, tekne turu gibi hem grup dinamiğini yüksek tutacak, hem ülkemizin tanıtımına hizmet edecek hem de katılımcıların üzerinde çalıştıkları sanatsal etkinliğe yönelik ilhan kaynağı olacak aktiviteler düzenlenecektir. Her akşam, programda belirtilen etkinlikler gerçekleştirilecektir.

    Nihayetinde, hazırlanan sanatsal çalışmalar, Adnan Menderes Üniversitesi Kongre Merkezinde düzenlenecek bir kokteyli takiben, 1 – 1,5 saat sürmesi tahmin edilen bir şov halinde üniversite mensuplarına sunulacaktır. Ardından, Erasmus Party olarak adlandırılan, 500 kişilik bir katılım beklenen bir parti düzenlenip proje sonlandırılacaktır.

    Ge®eklige®eksiz, Movin on Video...

    SansüreSansür Yay! Hareketi



    Link: SansüreSansür 01



    Link: SansüreSansür 02



    Link: SansüreSansür 03



    Link: SansüreSansür 04



    Link: SansüreSansür 05



    Ge®eklige®eksiz, SansüreSansür...

    Yorumsuz! Mayın Temizleme ve Peşkeş Çekme Düşüncesi

    TBMM Genel Kurulu'nda Türkiye-Suriye sınırındaki mayınların temizlenerek toprakların tarıma açılmasını öngören tasarı nın görüşülmesi sırasında sert tartışmalar çıktı. MHP ve CHP milletvekilleri mayınların temizlenmesine karşı olmadıklarını ancak, bu toprakların yabancılara peşkeş çekilmesine izin vermeyeceklerini vurguladılar.

    CHP Muğla Milletvekili Gürol Ergin, "Gazze'de yaşananlar için haklı bir hiddet içinde olanların, bu ülkenin toprağını İngilize, Ukraynalıya, İsveçliye, İsrailliye vermeye; ülkemizin Güneydoğusunda 2. bir Gazze yaratmaya hakkı yoktur" dedi.

    Antalya Milletvekili Mehmet Günal ise "Danıştay, mayın temizlemeye ilişkin ihalede yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bu tasarı da Danıştay'ın bu kararını by-pass etmek için getirildi. İhaleyi alan yabancı şirket, mayından temizlenen arazinin altında bulunan yeraltı kaynaklarının kullanımına izin vermezse ne olacak? Bu toprakların, İsrail'e 44 yıllığına verilmesinin sakıncalarını milli güvenlik açısından nasıl gidereceksiniz? Bu tasarı, milli güvenlik ve uluslararası ilişkiler açısından sakıncalıdır" diye konuştu.

    TBMM Genel Kurulunda, Türkiye-Suriye sınırındaki mayınların temizlenerek toprakların tarıma açılmasını öngören Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısının görüşülmesine başlandı.

    Tasarının tümü üzerinde CHP Grubu adına konuşan CHP Muğla Milletvekili Gürol Ergin, geçmiş yıllarda, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi için çalışma yapıldığını, ancak bunun gerçekleşmediğini söyledi.
    Hükümetin, mayın temizleme işini ihaleye çıkararak, hem organik tarıma uygun hem de petrol rezervleri bulunan bu arazilerin yabancıların eline geçmesine imkan tanıdığını iddia eden Ergin, "Özellikle İsrail'in organik tarım yapma gerekçesiyle, bu bölgeye yönelik ihaleleri almak istediği kamuoyunda konuşuluyor.

    İsrail'in, kendi ülkesinde bulabilmesi mümkün olmayan kalite ve büyüklüğe sahip ve aynı zamanda güçlü su kaynaklarına sahip bu araziye, 44 yıllığına yerleşmek istemesi, yadırganan bir durum değildir. 2020'den itibaren Ortadoğu'da su sorunu çıkacağı da dikkate alındığında, bu bölgenin değerinin gelecek yıllarda paha biçilmez olacağı açıktır" diye konuştu.

    Gürol Ergin, CHP'nin, 178 bin 500 dekarı mayın döşenmiş, toplam 216 bin dekar arazinin mayından temizlenmesi ve arazinin mayını temizleyen şirkete tarımsal amaçlı kullandırılması amacıyla hazırlanan Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle Danıştay'da dava açtığını anımsattı.

    Danıştay 13. Dairesinin de 11 Martta ihale şartnamesinin yürütmesinin durdurulmasına karar verdiğini ifade eden Ergin, Danıştay kararında, mayınlı arazinin temizlenmesi ve daha sonra tarıma açılması işinin, aynı ihalede yapılmasının sakıncalı olacağının belirtildiğini kaydetti.



    CHP'li Ergin, Milli Savunma Bakanlığı temsilcisinin, tasarının alt komisyondaki görüşmelerinde, tasarıya ilişkin eleştirilerini dile getirdiğini belirterek, temsilcinin, tarıma açılacak arazinin bölge insanına verilmesi gerektiğini söylediğini bildirdi.

    "ÜLKE ÇIKARLARI NEDENİYLE KARŞIYIZ"

    Suriye sınırındaki çok büyük bir araziyi ilgilendiren bir tasarının, Milli Savunma Komisyonunda görüşülmemesini de eleştiren Ergin, "Ülke çıkarları nedeniyle tasarıya kesinlikle karşıyız" dedi.

    Gürol Ergin, bölgedeki mayın temizleme işinin doğru, ancak 44 yıllığına yabancılara verilecek olmasının yanlış olacağını dile getirerek, mayın temizleme işinin, bedeli karşılığında yaptırılması gerektiğini vurguladı.

    Ergin, "Bu toprakları yabancılara veremezsiniz. O bölgedeki insanların atalarından gelen bu toprakları yabancılara vermek, o insanlara ihanettir. Gazze'de yaşananlar için haklı bir hiddet içinde olanların, bu ülkenin toprağını İngilize, Ukraynalıya, İsveçliye, İsrailliye vermeye hakkı yoktur. Hükümetin, ülkemizin güneydoğusunda 2. bir Gazze yaratmaya hakkı yoktur. Ancak bu tasarı yasalaşırsa, ülkemizde 2. bir Gazze yaratmış olacaksınız" diye konuştu.



    "TASARI SAHİPSİZ KALDI"

    MHP Grubu adına söz alan Antalya Milletvekili Mehmet Günal da tasarıya ilişkin eleştirilerini dile getirdi.

    "Tasarının sahibi kim?" diye soran Günal, tasarıyı can siperane savunan Kemal Unakıtan'ın bakanlık görevinden alınarak yerine Mehmet Şimşek'in getirildiğini söyledi. Günal, tasarının, Unakıtan'dan sonra sahipsiz kaldığını öne sürdü.

    MHP'li Günal, Genel Kurulda komisyon sıralarında bürokratlar otururken, Milli Savunma Bakanlığından kimsenin yer almamasını eleştirdi.

    TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, önce mayın temizleme işinin Genelkurmay Başkanlığına verilmesi yönündeki görüşün ağırlık kazandığını, ancak daha sonra "ne olduysa" bundan vazgeçildiğini iddia eden Günal, tasarının, Milli Savunma Komisyonunda da görüşülmesi gerektiğini belirtti.

    Günal, Danıştayın, mayın temizleme ihalesine ilişkin yürütmeyi durdurma kararı verdiğini anımsatarak, "Danıştay, kararında, mayın temizleme ve o arazinin tarıma açılması işlerinin birlikte, aynı ihalede yapılamayacağını belirtiyor. Bu tasarı da Danıştay'ın bu kararını by-pass etmek için getirilmiştir" dedi.

    MHP'li Günal, "İhaleyi alan yabancı şirket, mayından temizlenen arazinin altında bulunan yeraltı kaynaklarının kullanımına izin vermezse ne olacak? Bu toprakların, İsrail'e 44 yıllığına verilmesinin sakıncalarını milli güvenlik açısından nasıl gidereceksiniz? Bu tasarı, milli güvenlik ve uluslararası ilişkiler açısından sakıncalıdır" diye konuştu.

    Ge®eklige®eksiz, AKP'nin akıl almaz kanun tasarıları...